
Kadim astrologlardan günümüze kadar, birçok eski ve yeni kaynakta elementlere atıfta bulunulmaktadır. Dört element olarak temsil edilen bu unsurlar, doğum anında kişiye etki eden, astrolojik etkenlere eşlik eden enerjiler olarak kabul edilmektedir. Bu durumda bir doğum haritasının tahlili esnasında, elementlerin kişiye etkilerinin prensiplerini kavramak haritanın doğru bir şekilde sentezlenmesine de katkı sağlayacaktır.
Dört element hususunu idrak edebilmek için Hz. Ali’nin; “Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, ancak en büyük alem sende gizlidir” deyişini hatırlatmak isterim. Öyle ki kadim astrologlar da düşüncenin ne olduğu hususunu tahlil ederken iki farklı kavram kullanırlardı: Küçük Kâinat ve Büyük Kâinat … Hz. Ali’nin deyişinden anlayacağınız üzere onlara göre insan küçük kainattır; insanın içerisinde yıldızların ateşi, okyanusun suları, göklerin havası ve ait olduğu yerin, yaşadığı dünyanın toprağı vardır. Dolayısıyla göklerde bildiğimiz yıldızlar, gezegenler ve bilmediğimiz ne varsa esasında insanın fizik ve metafizik varlığına nakış nakış işlenmiş, Dünya’nın içinde yaşayan insanda esasında Dünya’nın da içince bulunduğu yıldızların, gezegenlerin ve büyük insan olan galaksinin mikrosu olarak tanımlanmıştır.
“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, korktular. Onu insan yüklendi; (onun hakkını yerine getirmedi.) Çünkü insan çok zalim ve çok cahildir.” (Ahzap, 33/72)
Ahzap suresi 72.ci ayette bahsi geçen emanet meselesi de bu durumla alakalıdır ki Rabia’nın dediği üzere hakikat içeridedir ancak içerisi karanlık ve ulaşması zor olduğundan, bununla birlikte dışarıda birazcık ışık olması ve dışarıyı algılamanın kolay olmasından, insanın da algıları zaman içerisinde sadece dışa dönük hale gelmiş, insan her daim algılanabilir somut olanla ilgili olmaya başlamıştır. Burada somut algıdan kastımızı daha anlaşılır kılmak için Jung’un insan algısının prensiplerini anlamamız gerekir, algılama esasında dört prensip üzerine çalışır; düşünmek, hissetmek, sezmek ve duyumsamak. Çok geriye gitmeden geçtiğimiz çağa iz bırakan Jung’un bilmenin prensiplerini tahlil edersek, göreceğiz ki esasında bilgi edinmenin iki yolu vardır bunlar; sezgi ve his yani sübjektif bilgi, düşünme ve duyum yani objektif bilgi.
Madem biz dışarı ile o kadar ilgiliyiz ve içerisinin karanlığından korkuyoruz, tüm eğilimlerimiz duyum ve düşünmeden elde edilen kısacası objektif bilgilere dayalı, o halde âtıl bıraktığımız sezgi ve hislerimizi nasıl geliştireceğiz. Şöyle ki dışarıyla ilgili olan, düşünme ve duyumsama ile algılanan daha büyük bütünün içindeki döngüleri ve düzenleri (planetler) inceleyerek öncelikli olarak objektif bilgiyi idrak eder, devamında elde edindiğimiz objektif bilgiler neticesinde sezgi ve hislerimizi güçlü kılmaya çalışırız, insanın içindeki döngüleri ve düzenleri bu yolla idrak etmeye uğraşırız.
Bu durumda eğitimimizin asıl amacı astrolojide dört element olarak bildiğimiz ve objektif olarak algıladığımız tüm şeylerin de özünde bulunan ateş, hava, toprak ve su elementlerinin ne olduğu ya da ne olmadığı hususunu öğreneceğiz.
Kadim bilgelerden öğrendiğimiz dört unsur ateş, hava, toprak ve su; günümüz modern biliminde hidrojen, oksijen, nitrojen ve karbona dönüşmüştür. Bilimsel açıdan baktığımız da hepimizin idrak edeceği üzere yaşadığımız dünya gazlardan, enerjinin muhtelif bileşimlerinden meydana gelmiştir. Dünya içerisinde vücut bulan şeylerin tamımı da bundan payını almaktadır ki Nikola Tesla’nın dikkat çektiği “Evreni anlamak istiyorsanız enerji, frekans ve titreşim yasalarıyla düşünün” tavsiyesi üzerine tefekkürümüzü derinleştirirsek, anlayacağız ki esasında insanı bir taştan ayıran tek şey titreşiminin ve frekansının, o taştan farklı olmasıdır. Dolayısıyla enerjinin çeşitli kombinasyonlarının birleşiminden meydana gelen tüm şeyler, esasında bu enerjisinin frekans ve titreşim farklılıklarından ibarettir. Bu durumda insan ete kemiğe bürünerek Yunus diye göründüğü ilk andan ve o anda aldığı ilk nefesten sonra vücut bulan enerji, akış devam ettiği sürece varlığını sürdürmektedir.
Hayat denen bilinmeze adım atmamızın ardından duyu organlarımızla aldığımız her şey esasında dört unsurdan oluşmaktadır ve kadim filozofların ether ya da esir olarak isimlendirdikleri beşinci elementin birleşimiyle varlık bulmaktadır. İnsanı bu şeylerden ayıran ise ether gibi bir bilinmez olan altıncı bir varlık, ilahi öz ya da ruhun insan bedenini taşıt olarak kullanmasıdır. İnsanı, şeylerden ayıran diğer bir husus ise insanda dört unsur ve etherin tamamı belirli oranlarda bulunurken; şeyler de ise bu beş unsur çeşitli birleşimlerinde bulunmaktadır.
Bu unsurlardan su aynı zamanda ilmi ledündür. İlmi ledün olması sebebiyle su, duyular ve zamansızlıkla ilgilidir. Kişinin hisleri, olaylar ve durumlara karşı tepkileri ve bir nevi metafizik bir bilinç şeklidir. Hava ise suyun tam tersi entelekt, zihinsel ve zamanla ilişkili bir elementtir. Zaman duyularla algılanabilen, ölçülebilen bir kavramdır ve sadece zihin için bir varlıktır. Toprak elementi ise zamansızlık içerisinde zamanı yaşarken A noktasından B noktasına ilerlerken, yolda fiziksel olarak temas ederek elde edinilen deneyimlerin bütününü ve dolayısıyla fiziksel olarak bilmeyi işaret etmektedir. Son olarak ateş elementi ise zamansızlık içerisinde yaşadığımız zamanı algılayabilmemiz için hava ve su unsurlarının etkilerini toprak unsuruna bildiren katalizör, fizik ve metafik arasındaki karanlığı aydınlığa ulaştıran ışıktır diyebiliriz.
Bu bilgiler neticesinde diyebiliriz ki su burçlarına tabi olanlar metafizik ve zamansızlık kavramı içerisinde; toprak burcunda olanlar ise fizik ve zamanlılık içerisinde enerjilerini pek fazla dışarıya aktarmadan kendi iç dünyalarında diğer iki unsura kıyasla daha az iletişim ve hareket halinde yaşamayı tercih edebilirler. Ateş burçlarına tabi olanlar ise sürekli bir genişleme halinde yaşamayı ve yaratmayı, üretmeyi, hayatın içerisinde her an var olmayı arzu ederler. Hava burçlarına tabi olanlar da ateş burçları ile aynı hisleri taşırlar ancak aralarındaki fark ateş fıtratı üzere genişlemeci, kimi zaman yıkıcı bir hareket tarzı sergilerken hava burcu entelekt ile kitlelerle temas kurar.
Ancak burada burçların fıtratından bahsederken, elementleri göz önünde bulundurarak yorumladığımızı unutmamalıyız. Yani siz esasen Yengeç olabilirsiniz ancak baskın elementiniz ateş ve toprak olabilir. Bu durum yükselen burç, gezegenlerin kümelendiği gezegenler, ay burcu, ay düğümleri gibi değişkenlerin yerleşimlerinin ağırlığı ile ilgilidir. Bununla birlikte Astrolojik Zodyak temel alınarak dört element değerlendirilmek istendiğinde burçların öncü, sabit ve değişken özelliklerini de göz önünde bulundurmamız gerektiği aşikardır. Bu durumda öncü burçların bir şeyi başlatan, ilk hareketi veren niteliği enerjinin durağan olmadığı ve her an genişleme halinde olduğunu düşünürsek öncü burçlardaki ateşin henüz bir kıvılcım, suyun bir damla, toprağın bir ada ve havanın ise fırtınadan önceki hafif bir esinti olduğunu söyleyebiliriz.
Ateş nedir? Geleneksel astrologların sıralamasına göre elementlerin ilki olan ateş, birinci eleman ışık ve karanlığın dengesinde ortaya çıkar, ancak ışığın güçlü olduğu, yükseldiği zamanda. Astronomik açıdan bu zaman ilkbahar ekinoksudur (gece ve gündüzün eşit olduğu gün) çoğumuz onu baharın ilk günü olarak biliriz. Baharın ilk günü dendiğinde Ateş’in tabiatı olan sıcaklık ve kuruluk kendini yavaş yavaş hissettirmeye başlar. Mutlak kurudur ve dokunduğu her şeyi kurutur ancak aynı zamanda mutlak yücedir çünkü karanlığı aydınlığa çevirir ve öteki unsurlara karşı hareket eder ki temas ettiği her unsuru başkalaştırır, çeşitli şekiller almasına sebebiyet verir. Suyu buharlaştırarak hava haline getirir, toprağı yakarak içerisindeki gizli cevherleri ortaya çıkarır. Her zaman ateş, esasında her unsurda mevcuttur ancak sadece uyur haldedir. Sudaki oksijen ve hidrojen uyku halindeki ateştir. Bu özelliğinden ötürü ateş, diğer unsurlara dönüşüp başkalaşma özelliğine haizdir.
Hermes’in dediği gibi harika şeylerin işleyişi için iki şey; ateş ile toprak yeterlidir. İlki etkin, ikincisi edilgindir. Dionysius’un dediği gibi, ateş her şeyde vardır. O, her şeyde parlaktır, vardır ama gizlidir, bilinmez ancak etkindir. Ateş, kendi kendisiyleyken sınırsızdır ve görünmez. Ateş, kendinde bir olsa da Cicero’da Cleantes’in tanık olduğu gibi, onu alanda çoktur, değişik maddelere değişik biçimlerde dağıtılmıştır. Taşlardadır, çeliğin vuruşuyla getirilir. Topraktadır, kazıldığında ortaya çıkan dumanı üretir. Sudadır, kaynakları, kuyuları ısıtır. Denizin derinliklerindedir, yellerin çarpmasıyla denizi ısıtır. Havadadır, onu yakar. Üstteki ateşin niteliği sıcaklıktır, her şeyi meyveli kılar. O, ışıktır, her şeye yaşam verir. Oysa cehennem ateşinin nitelikleri kavurucu sıcaklık ve karanlıktır. Bu yüzden karanlığın tinleri karanlıkta güçlü olduğu gibi, ışığın melekleri yalnızca güneşin, göksel olanın ilahi ışığıyla değil bizim sıradan ateşimizle de arttırılır. Pisagor’un dediği gibi “Işık olmadan Tanrıyla konuşma”…
Işık olan ateş elementi, dünyamızı ısıtan ve ısıtırken de ışık yayan; heyecanlı, hevesli, renkli bir hayat yaşamımızı temsil eden bir enerji türüdür. Hareket ilkesidir. Bahar gibi onun ruhu da dışa dönük enerjidir, evrene saldırır, yolunda duran her şeyi parçalar. Hedefinden taviz vermez, yenilmez, bu ateştir. Bu element C.G. Jung tarafından psişik enerjinin, yani ilham dolu, kendiliğinden harekete geçen enerjinin dinamik çekirdeği ile ilişkilendirilmiştir. Marc Edmund Jones ateşi “kişisel kimlikte merkezlenen deneyim” ile eşit tutar, ki bu da doğum haritalarında çok sayıda ateş elementi bulunan insanların niçin o kadar ben merkezli ve genellikle biraz mesafeli olduklarını açıklamaktadır. Bu insanlar kendilerini yaşamın ulaştığı kanallar olarak hissederler ve bundan kaynaklanan gururlarını saklamakta zorlanırlar.
Astrologların geleneksel sıralamasında toprak elementi ikinci element olarak kabul edilmektedir. Toprak elementi gecenin kalbinden çıkıp gelmektedir. Kış soltisti ile bağlantılıdır. Bir yılın dairesinde karanlığın en büyük güce ulaştığı noktadır kış mevsimi. Doğada boyun eğmez, dayanıklı bir kararlılığın ruhu gezinmektedir. Toprak kalıcılığı ve sürekliliği temsil eder. Katı ve boyun eğmez bir dünyayla barış yapmayı vurgular. Elverişlilik ve beceriklilik buradan yükselir. Toprak form verir, formu sürdürür ve onu taşır. Boğa’da, Başak’ta ve Oğlak’ta durmadan inşa eder, kristalleştirir ve mükemmelleştirir.
Toprak, elementler arasında özgül ağırlığı en fazla olan elementtir. Bu nedenle tabiî yeri unsurların altı olup, kendi parçalarını çekme ve korumayla yerinde hareketsiz durmuştur. Toprak elementi, bir tek yüzeyle çevrili küre bir cisimdir. O kürenin merkezi, âlemin merkezi ve bütün insanlığın ayağının altıdır. Toprak unsuru da ötekiler gibi oluşum ve bozuşumla çeşitli biçimler bulmaya kabiliyetlidir. Çünkü, kendi yerindeyken bile, diğer unsurlara dönüşüp başkalaşır. Toprak unsurunun soğukluk ve kuruluğunun birlikte bulunmasının sebebi katılığı ve yapışarak birleşmesidir ve sırtı canlılara yer ve sığınak, karnı maden ve bitkilere başlangıç, kaynak olarak hizmet etmektedir.
Kısacası bütün öğelerin temeli, sığınağı topraktır. Toprak, bütün göksel ışınların, etkilerin nesnesi, öznesi ve alıcısıdır. Her şeyin tohumları, tohumsal güç etkileri toprakta saklıdır. Toprak, ilk kaynak gibidir. Her şey ondan kaynar, toprak merkezdir, temeldir, her şeyin anasıdır. Dilediğiniz ölçüde ayrılmış, yıkanmış, arıtılmış, inceltilmiş toprağı alıp, bir süre açık havada bırakırsanız, göksel güç etkilerle dolu olduğu için, kendiliğinden bitkiler, kurtlar, başka canlılar ortaya çıkar. Ateşle saf hale getirilirse, uygun yıkama ile yalınlığına indirgenirse, onda büyük gizler vardır. Toprak bizim yaratılışımızın tözüdür, bizi onarıp koruyan gerçek ilaçtır.
Bütün taşlar toprakla ilintili olduğu için doğal olarak ağırdır, inicidir, kurulukta katılaşmıştır, eritilemez. Oysa metaller suculdur, eritilebilir. Metaller kıvamlı bir sudan yaratılmıştır, suyun gümüş rengi onlarda yaşar. Doğa bilimciler bunu kabul eder, kimyacılar da doğru olduğunu görür. Bitkiler havaya pek yakındır. Açık havaya çıkmadıkça ne tomurcuk verir ne de gelişirler. Böylece bütün hayvanların doğasında en ateşli güç vardır. Aynı zamanda da göksel bir kaynaktan gelir. Ateş onlar için pek doğaldır, söndürüldüğünde ölüverirler. Bunun yanında hayvanlarda kemikler, toprağa; et, havaya; dirimsel tin, ateşe; suyuklar suya benzer. Bu suyuklar öğelerden pay alır. Çünkü sarı safra ateşin yerine geçer ; kan, havanın yerine, balgam suyun yerine, kara safra ya da melankoli de toprağın yerine geçer. Candaki anlama yetisi ateşe; us, havaya ; imgelem, suya ; duyular, toprağa benzer. Duyularda aralarında öğelere bölünürler. Görme ateşçildir, çünkü ateş ile ışık olmadan algılayamaz. İşitme havacıldır, çünkü ses havanın çarpmasıyla üretilir. Koku ile tat suya benzer, suyun nemi olmadan ne tat ne de koku vardır. Duyumsama ise tamamen toprakçıldır, onun nesnesi büyük cisimlerdir. Toprak, yavaş, sağlam devinimi; su, ödlekliği, çalışmada ağırlığı, kusuru gösterir. Hava sevimliliği, tatlı, sevimli yaratılışı imler. Ateş hızlı, ateşli, kızgın yaratılışı gösterir. Unsurlar her şeyde vardır. Onların güç etkileri bütün şeylere yayılır.
Toprak elementi o kadar mükemmeldir ki bu elementle senkronize, aynı frekansa sahip olmak kişinin fizik dünya ile temasının kalitesine işaret eder. Dünya ile uyum içinde olan toprak burçları belki de bu nedenle diğer burçların sezgileri, zihinsel çıkarımları ya da hareketinden ziyade duyularıyla elde ettikleri pratik bilgilere ve bu bilgelerden ulaştıkları mantıksal çözümlemelere güvenmektedirler. Toprak burçlarının özelliklerini taşıyan kişiler; şeyler, nesneler dünyasıyla bir ahenk içerisinde olduklarından fiziksel varlığı ve varlığın işleyiş biçimini diğer burçlardan ziyadesiyle daha iyi anlarlar ve bu nedenle dünyanın getirdiği maddi problemlere karşı sabra ve görevlerin yerine getirilmesine karşı geliştirilen disipline daha fazla sahiptirler. Onlara ekmeklerini nasıl kazanacaklarını, temel ihtiyaçlarını nasıl sağlayacaklarını ve hedefe ulaşana kadar sabretmek gerektiğini söylemek anlamsızdır. Tüm bu özellikler toprak burçlarına çok doğal gelir.
Toprak elementinin nitelikleri pasiflik ve alıcı olmasıdır. Ancak her ne kadar alıcı ve pasif dahi olsa su elementi gibi mukavemeti yüksek ve istikrarlı bir elementtir. Belki de toprak elementi baskın olan kişilerin inatçılıkları ve konfor alanlarına karşı olan sadakatleri bundan kaynaklanır, böylece kendini ve mevcudiyetini muhafaza etmiş olur. Özellikle sahip olduğu konfor alanı ve maddi varlıkları ya da sevdikleri, kısacası toprağın erezyona uğramamak için tutunduğu herhangi bir şeyin güvenliği tehlikeye girdiği an, toprağın alarm zilleri çalmaya başlar ve her ne kadar hareketsiz olmasıyla meşhur olsa da savunmaya geçer. İnsanın sadık yâri olan toprağın verimliliği istenmeyen durumlara karşı verdiği tepkide de kendisini gösterir, toprağın tepkisi alarmların çalmasıyla sadece hareket ya da iletişim yoluyla vukuu bulmaz aynı zamanda sert ve gerçekçi tedbirlerle de karşılaşılması mümkündür.
Hava dirimsel bir tindir, her şeyin, tüm nesne ve varlıkların içinden geçer, yaşam verir, her şeyi besler, bağlar, kımıldatır ve doldurur. İbranilere göre hava, dünya sazının sesiyle çınlayan tindir. O bütün gök cisimlerinin etkisini doğrudan kendine alır. Bu etkiyi bütün karma cisimlere ilettiği gibi, öteki öğelere de iletir. Hava, tanrısal bir ayna gibi gerek doğal gerekse yapay her şeyin görüntüsünü, her türlü konuşmayı içine alır, kendinde tutar, taşır. İnsanların ve hayvanların gövdelerine, onların gözeneklerine girerek uyurlarken, uyanıkken oldukları gibi etkiler. Birçok filozof havayı tanımlarken; düşlerin, bilinçteki birçok başka izlenimin kaynağı olduğuna inanır. İmgeler ya da düşünceler, frekanslar, görüntüler havada korunarak duyulara, ondan sonra da hayallere gelir. Kaygılardan kurtulmuş, hiçbir biçimde engellenmeyen, böyle görüntülerle buluşmayı bekleyen birinin bilinci onları alır, onlar tarafından bilgilendirilir. Çünkü şeylerin görüntüleri, kendi uygun doğaları yüzünden insanlar ile başka hayvanların duyularına taşınsa da onlar gökten bazı izlenimler de alabilirler. Bu izlenimleri alanların eğilimi, yatkınlığı nedeniyle göksel izlenimler birinin duyularına ötekinin duyularından daha çok taşınır. Bu arada onlar havadadır, kişinin yaradılışı onlarla daha uzağa taşınır, onları alan başka birinin duyularına ulaşır. Bu yüzden doğal olarak biri pek uzak, bilinmeyen bir yerden, hayalini, düşüncelerini başka bir adama gösterebilir, gönderebilir. İkisinin arasına başka bir tinin girmesi gerekmez[1].
Hava elementi Yoga felsefesinin de temelini oluşturur. Bu felsefede prana olarak bilinen ve tüm enerjinin toplamı olan kozmik evren, enerji de havanın kimyasal bileşiminde bulunmaktadır. Hava alemi fiziksel dünyanın perdesinin arkasındaki arketipsel tasavvurlar dünyasıdır; belirli düşünce biçimleri haline gelmiş kozmik enerjidir. Akıl kanalıyla işlev gören gücün, geometrik çizgileriyle, yani oluşan bir şeylerin düzenini biçimlendiren enerjiyle bağlantılıdırlar. Ateş burçları bir şeyin olmasını istemek, onu yapmaya hazır olmak ile ilgiliyken, hava burçları enerjilerini henüz gerçekleşmemiş belirli düşünceler üzerine odaklar ve bu düşüncelere konsantre olarak, sonuçta gerçekleşmelerini sağlarlar[2].
[1] Heinrich Cornelius Agrippa, Gizli Felsefe ya da Büyü Felsefesi, Çeviren Levent Özşer, İsanbul: Biblos Kitapevi, Yıldız Matbaa, Cilt 1, 4. Basım 2020, syf: 43 – 46
[2] Stephan ARROYO, Astroloji, Psikoloji ve Dört Elemen, Çvr: Barış İLHAN ( Astrology, Phychology and The Four Elements), Barış İlhan Yayınevi, 2016, SYF – 11
Astrolojik sıralamada elementlerin sonuncusu su unsurudur. Işığın maksimum güç kazandığı anda, yazın ilk günü belirir. Astronomlar bu zamana yaz soltisti derler. Yaz mevsiminde yeryüzü yaşamı destekler görünmektedir. Doğa koruyucu bir döl yatağına dönüşür. Yaşam süresi en kısa canlılar bile rahatsız edilmeden birkaç dakika geçirme şansına sahiptir. Su koruma, besleme ve bakım öğesidir. Dışadönük karakteri sıcaklık, içtenliktir. İçe dönüklüğü ise hayal gücü ve sezinlemedir. Nüfuz eden ve duyarlı niteliği ile suyun temel fonksiyonu duyumsamak ve hissetmektir. Yengeç, Akrep ve Balık suyun etkisi altından kalan burçlardır[1].
Bu üç burcu su nasıl etkilemektedir? Öncelikli olarak suyun faydalarından bahsetmek faydalı olacaktır. Hepinizin bildiği üzere suyun faydaları çoktur ama en büyük faydası insan vücudunun, hayvanların ve bitkilerin ihtiyacı olan susuzluğu gidererek tüm varoluşa hayat vermesidir. Su unsurunun ateş ve toprak unsuru gibi rengi yoktur ve karıştığı nesnenin rengine bürünmektedir. Sadece rengine bürünmekle kalmayıp, karıştığı şeyin tabiatını da almaktadır. Meselâ suyun karıştığı nesne sirke ise su sirke olur, bal ise o da bal olur. Mutlak su iken bütün renkleri ve tatları kabul eder. Bütün kirleri ve yağları yok edip akar gider. Canlıların tamamı suya ihtiyaç duymaktadır. İnsan, hayvan, bitki ve en basit bitkilerden ot dahi su olmaksızın kök salamaz. Topraksal olan, toprak ile ilişkili olan ağaçların ve bitkilerin tohumlarını kök salabilmesi için bir müddet su içerisinde bırakmak gerekmektedir ve bu sayede bu bitkiler kök salacaktır. Kısacası suyun yararları sonsuzdur; her şeyi taşıyan, üreten, besleyen, artıran bir unsurdur ve suyun dahi bir hafızası vardır. Mitolojide suyun en güçlü ilk öğe olduğu ve bu nedenle tüm şeylerin suya ihtiyaç duyduğu savunulur. Çünkü su toprağı yutar, ateşi söndürür ve yükseğe çıkarak bulutlara nüfus eder, göğün kendisini oluşturur[2].
Tüm mevcudun vazgeçemeyeceği su elementinin güçlü olduğu doğum haritalarına sahip olan kişilerin, hayata başladıkları andan itibaren metafizik, süptil ya da liberal iktisat politikasında bahsi geçen görünmeyen el hususunun diğerlerinden daha fazla farkında olduklarının bilincindedirler. Özellikle su burçlarında olan kişilerin haritalarında karşılaşılan baskın su elementi vurgusu da söz konusu olunca bu kişilerin içsel olanla temas halinde oldukları ve birçok kişinin farkına dahi varamayacağı ince ayrıntıları hissettiklerini görmek mümkündür. Su elementi duyguların ve derin saplantılı tutkulardan tüm yaradılışı sevmeyle ve kabullenmeyle ilgili boğucu korkulara kadar tüm duygusal tepkilerin dünyasını temsil eder. Duygular doğaları gereği kısmen bilinçdışı olduklarına göre, su burçları bilinçdışı zihnin gücünün farkındadırlar ve çoğunlukla kendilerini uyaran şeyin tam olarak ne olduğu konusunda bilinçsizdirler[3]. Bu kişiler hayatı ve yaşamı tahlil ederek farkındalıklarını arttırdıkları zaman çevrelerine ışık ve huzur veren, tüm varlığı sevgiyle bağrına basan, aşırı derecede duyarlı kişiler haline gelirler. Bu aşamadan sonra kendi kontrollerinde olmadan kolektif bilince bağlanarak, esasında her şeyin birbirine bağlı olduğunu derin hisseder ve empati kurma yeteneklerinin de aşırı gelişmesi sayesinde çevresindeki insanlara karşı başarılı bir şifacı haline gelebilirler.
[1] Stephan FORREST – İçinizdeki Gökyüzü – Çvr: Barış İLHAN – Barış İlhan Yayınevi – 1997, SYF – 53
[2] Heinrich Cornelius Agrippa, Gizli Felsefe ya da Büyü Felsefesi, Çeviren Levent Özşer, İstanbul: Biblos Kitapevi, Yıldız Matbaa, Cilt 1, 4. Basım 2020, syf: 41 – 42
[3] Stephan ARROYO, Astroloji, Psikoloji ve Dört Elemen, Çvr: Barış İLHAN (Astrology, Phychology and The Four Elements), Barış İlhan Yayınevi, 2016, SYF- 116
Doğum haritalarını analiz etmeye, yorumlamaya başlamadan önce elementlerin dağılımlarının ne şekilde gerçekleştiğinin analiz edilmesi, devamında gerçekleştirilecek analizleri kolaylaştıracaktır. Daha önce de belirttiğimiz üzere elementler konusunda ustalaşırsak kişinin, özellikle karakterinin %50’sini çözmüş oluruz. Elementlerin doğum haritasında ne şekilde dağıldı o kadar önemlidir ki kişi, bilinçli ya da bilinçsiz attığı her adımda tesiri altında olduğu elementlerin etkisiyle hareket etmektedir ve kimi zaman farkında olmadan gerçekleştirdiği davranışları, farkında olarak gerçekleştirdiği zaman yaşam kalitesi de artacaktır. Bu bahsettiğimiz baskın olan enerjinin daha net bir ifade ile kişinin hissettiği şeyi yaşadığı durumlar da geçerlidir. Kimi durumlarda baskın olan elementin enerjisinin aksi yönde yönelimler de gözlenebilir ancak özellikle bu yönelimler bilinçsiz olarak, içgüdülerle hareket edilerek gerçekleşiyorsa sonuçlar hiç de olumlu sonuçlanmayabilir.
Tabi olarak elementlerin bir doğum haritasında nasıl dağıldığını bilmek ve ben şu elementin enerjisinin etkisiyle bu hayatı yaşıyorum ya da şu elementim eksik diyerek bir yere varmamız mümkün değildir. Yapılması gereken fazla ya da eksik olan element enerjilerini tespit ederek, bu doğrultuda analizler yapmaz ve yaşantımızda olası dengesizlikler söz konusuyla bu problemlerini ortaya çıkarmaktır. Problemin tespitinin ardından gerekli olan şeyleri öğrenerek gerek yaşantımızda gerekse yapmamız gereken aktivite, egzersiz ya da meditasyon benzeri uygulamaları belirlememiz mümkün hale gelecektir. Bununla birlikte doğum haritasında aşırı vurgulanan ya da hiç olmayan element enerjisi kişi için problem oluşturacaktır ki her iki durumda da kişi ya fazla olan ya da hiç olmayan enerjiye yönelerek hayatındaki denge unsurunu kaybedecek ve bütün olarak bu yaşantısını devam ettirmekte zorlanacaktır.
Doğum haritasında elementlerin enerjisini tahlil ederken, öncelikli olarak Güneş burcunun, ardından Ay ve Yükselen burçların sıralamada önem teşkil ettiğini söyleyebiliriz. Bunlardan sonra Mars, Venüs, Merkür, Jüpiter ve Satürn gezegenlerinin bulunduğu alanlar dikkate alınmalıdır. Jenerasyon gezegenleri olarak adlandırdığımız Uranüs, Neptün ve Pluto gezegenlerini ise söz konusu bir doğum haritasıysa yorumların dışında bırakabiliriz. Çünkü bu gezegenler kişinin bireysel olarak fiziksel ve metafizik karakteri, çevresine bu sahip olduğu karakterini nasıl yansıttığı hakkında bilgiler vermemektedir. Daha çok kolektif hareketler ve bireyinde içine doğdu neslin bu hareketlerden bilinçli ve kolektif olarak nasıl etkilendiği hususunda fikir vermektedir. Önceki bölümlerinde de belirttiğim üzere çağımızda artık manüel hesaplamalar yapmaya da gerek kalmamıştır. Astroloji ile alakalı hazırlanan yazılımlar sayesinde kişiye tesir eden elementlerin ne şekilde dağıldığını öğrenmemiz mümkündür.
Su; ledün ve zamansızlık ilmi, metafizik olanla bağlantının yoğunlaşmasının ve hislerin, duyguların sezgilerin güçlü olmasının nedeni. Toprak; fizik ve zaman bilimi, fizik olanla bağlantının sebebi ve dışarıdan gelen tüm tehlikelere karşı dirençli, mukavemetli, güçlü, fiziksel varoluşun yuvası. Toprak ve su bir araya geldiklerinde hayat başlar ve toprak kurumuş dahi olsa, onu birazcık su ile buluşturun, o toprakta hemen yaşamın var olduğunu görebilirsiniz. Bir doğum haritasında da diğer elementlerle birlikte toprak ve su elementlerinin enerjisinin vurgulanmış olması, kişinin karakterine bir derinlik, disiplin, savunma ve muhafaza etme özelliklerini verecektir. Su ve toprak bir arada vurgulandığında, hemen üretmeye başlayacak, bu dünyada yaşanan hiçbir anı beyhude geçirmeyecektir. Ancak doğum haritalarında toprak ve su vurgusu olan kişilerin maksimum verimliliği sağlayabilmeleri için gerek toprak ve su elementinin enerjilerini dengeli kullanmak, bunlardan herhangi birisine doğru aşırı yönelmemek ve bu iki enerjinin hayat dansını akışta kalarak sadece yaşamak gerekmektedir. Öyle ki nehrin yatağına bir şehir inşa ederseniz, toprağı rahatsız ve suyu da dizginlenmeye çalışırsanız, bu iki enerjinin öfkesinden kurtulamazsınız.
Su ve toprağın enerjilerini yoğun olarak karakterlerinde taşıyan kişilerin çevrelerindeki insanlar, her zaman onların mukavemetine ve ürettikleri değerlere ihtiyaç duyacak ve onlara güvenecektir. Çünkü bu kişiler her zaman hayatta kalma konusunda uzmandırlar ve uzmanlıklarını hiçbir öğreti almadan en derinlerden hissederek öğrenirler. Bu durumda yaşam enerjilerini her an bir oluş, üretim, gelişim ve elde ettiklerini koruma çabasında harcarlar. Hayatlarında sahip olmaları gereken tüm kaynakları zaman içerisinde oluşturduktan sonra da bunları muhafaza etmesini bilirler ki riskli ve öngörülemeyen, felaket ve kaos durumlarında temkin olmaları, yaşam sanatındaki yetenekleri, becerileri ve dayanma güçleri onları hayatta tutmaktadır.
Ateş; hayatın dinamizmi, toprakta gizli ve insanda gizli görünmeyen değerleri görünür kılan, heyecan, tutku, genişleme ve büyümenin enerjisi. Hava; görünmeyen ancak her şeyin içinde bulunan, en az ateş kadar dinamik, su kadar süptil ve toprak kadar bilinir bir enerji. Bu iki unsurun enerjisinin vurgulandığı haritalarda kişi entelekt ve dinamizm bir araya gelerek kusursuz denecek kadar idealist dürtüler, geleceğe tutkulu bir hissiyat, herhangi bir koşul altında olumlu düşüncelerinden vazgeçmeyen bir oluş üretecektir. Bu kişi keskin bir mizah anlayışına, şen şakrak neşeli bir tavra ve konuştuğunda dinlemekten haz aldığınız bir kişiliğe sahip olacaktır. Bu özellikler planlanan eylemin hayata geçirilmesi konusunda da mahir, olağanüstü sevk ve organizasyon yeteneğine haiz bir mizacı temsil etmektedir.
Her ne kadar bazı düşünceleri, fikirleri yaşadıkları çağın ötesinde olsa da yaşamın getirdiği meşakkatli hadiseler, yüzmeyi bilmedikleri için boğulan hayaller ve kimi zaman sesli düşündükleri için kalabalıklar içindeki yalnızlıkları ham iken has hale gelmelerinde tesirli olacaktır. Bu kişiler has hale geldikten sonra doğum haritalarında zayıf olan su elementinin enerjisinden ötürü ihmal ettikleri duygularını anlamlandırmak için bilincin dışına çıkacak, kolektif bilinçle hemhal olacak ve kendilerine içsel güç kazandıracak gereklilikleri tanımlayabilecektir. Bununla birlikte toprak enerjisinin eksikliğini de yaşadıkları fiziksel sorunların neticesinde öğrenecekleri yeni metotları kullanarak aşabilecekledir. Bunu sağladıkları takdir de yani yaşadıkları maddi ve manevi yalnızlığı içselleştirmeden, keskin zekalarını kullanarak çözülmesi gereken problemler olarak görürler ve her sorunun, bir cevabı olduğunu bilirler. İşte bu bilinçle yaşadıkları hayatı tekamüllerini arttırıcı bir serüven haline getirebilirler. Kahraman günün sonunda düşüncenin enerjisini ve davranışların geri dönen sonuçlarını tahlil edebilecek yeteneğini geliştirebilir ve kesretteki tekliği idrak edebildiği bir bakış açısıyla, gönül huzuruyla can kuşunu uçurabilir.
Hava; gözle göremediğin halde varlığını bildiğin unsur, uyurken ya da uyanıkken insanı kabz eden, içinde ve dışında her an etkileşimde olduğu element. Suyun azizliğinden bahsetmeye gerek yok ancak insan ve tüm varlıklar su olmadan yaşayamaz, susuz kalan bir insan en fazla birkaç gün hayatta kalabilir belki ancak hava? Hava olmadan yani nefes… belki de bu nedenle nefes egzersizleri yapıyor birçok insan.
Peki doğum haritasında hava ve su unsurlarının vurgulandığı insan, o insandan ne haber var derseniz; bu kimselerin keskin bir zekâ değil, entelektüel bir akla sahip olduklarını ve eş zamanlı olarak hava gibi bilinmeyen, belki de kimi zaman rüzgâr olup esen süptil varlık ruh ile bir bütünleşme içinde olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar kimileri zekâ ve duyguların bir arada bulunduklarında kişinin bölünmüş hissedeceğini vurgulasa da esasında bu kişi, bu iki enerjinin etkisi altında zekâ ve aklın muhteşem bir kombinasyonunu sağlayarak yaşamın iki boyutuyla da uyumlu bir hayat yaşayabilir.
Su elementinin enerjisi duygu, his ve sezgi; ateş elementinin enerjisi ise enerji, hareket genişleme özelliklerini kişinin fıtratının temellerini oluşturur. Doğum haritasında bu iki elementin aşırı vurgusuna sahip olan kişiler, doğal olarak içine doğduğu hayatta yaşadığı tüm duyguları aşırı bir heyecanla dünyaya yansıtacak ve kimi zaman tutkularıyla hareket edecektir. Karakter olarak açık ve net olan bu kişiler; çevresindeki insanlarla samimi ve içten bir iletişim kurar, aynı zamanda bu kişilere yenilenme, destek, korunma ve cesaret duygularını zerk edebilir. Bu kişiler ateşin enerjisinden kaynaklık enerjilerini, su ile serinleterek genişleme ve hareket enerjisini yumuşatabilir ve tutkularını ifade edebilir hale getirebilir.
Su ile hava elementi enerjisinin aksine burada entelekt eksik olacağından belirli bir mantık doğrultusunda gerçekleşecek sistematik hareket bu kişi de bulunmayacaktır. Keskin bir zekâ da bu kişi de bulunmayacağından süreç yönetiminde de problemler yaşayacak ve sürecin bitiminde elde edilen çıktılar, arzu edilen çıktılar olmayacaktır. Hareket ve genişleme duygularla birleştiğinde tutkuya dönüşen bir genişleme, hareket arzusu duygusal aşırılıklara sebebiyet verecek ve kişi diğerlerinin ne düşündüğünü dikkate almadan, öz kontrolünü dahi yitirerek, netice her ne kadar istemeyen sonuçlara götürecek olsa da sonuna kadar gideceklerdir.
Ateş ve toprak, hareket ve genişleme beraberinde genişlerken, büyürken aynı zamanda sahip olduğu maddi ve manevi değerlere sahiplenme, koruma, kabz etme. Bir o kadar da büyütme, besleme, sığınacak yuva ve güvenlik hissiyatı verme. Düşünsenize bir yandan kabına sığmayan, yerinde duramayan her an bir oluş, bir şende olma arzusu diğer tarafta üretme, koruma ve muhafaza etme duygusu. Tek kelimeyle doğum haritalarında bu iki enerjinin vurgusu olan kişiler, bu enerjileri aktif bir şekilde dengeli ve olumlu kullanarak yönlendirildiğinde Hermes’in de dediği gibi mükemmel şeyler var etmek için ihtiyacınız olan her şeye sahipsiniz demektir.
Bu kişiler ateş elementinin enerjisi sayesinde sorumluluk alabilen, bir şeyden başka bir şeyi var edebilen ve büyüme arzusu taşıyan tutkularını; toprağın üretme ve koruma duygusuyla doğru bir şekilde kullandıklarında bu dünyada cenneti yaşayacakları bir hayatı var etme konusunda önlerine kimse çıkamayacaktır. Bunu gerçekleştirirken topraktan gelen mukavemet, güç ve bir arada tutma enerjisi; ateşin getirdiği hareket ve genişleme arzusu ile birleşecek, kim var denildiğinde sağına soluna bakmadan benim olmadığım yerde hiç kimse yoktur diyecek bir karakter oluşturacaktır. Bu doğrultuda ve emin adımlarla yollarında yürürken, herkesin yaşam mücadelesinden vazgeçtiği bir anda bu kişiler son nefer nefes aldığı sürece hiçbir savaş kaybedilmemiş düsturuyla istikamet üzere oldukları yolda yürümeye devam edeceklerdir.
Buraya kadar edindiğimiz bilgiler neticesinde hava soyut düşünce, toprak somut düşünce diyebilir miyiz? Her şeyin içinde var olan hava, frekansın, titreşimin, ışığın ve daha birçok bilinmeyen düşünce ve varlığın içerisinde yol aldığı bununla birlikte her şeyde her an ruh gibi var olan ancak dokunulamayan, hissedilebilen kıldan ince kılıçtan keskin bir zekâ. Kişinin tüm duyu organlarının; görme, işitme, dokunma ya da tatma kısacası Jung’un sınıflandırdığı ve bilimsel bilgiyi oluşturan bilmenin objektif varlıkları, yani bilinmeyeni bilinir kılan toprak… bu iki unsur soyut ve somut her ne kadar birbirlerine zıt ve birleşemez görünse de unutulmamalıdır ki kulağa ilişen sesi taşıyan esasında hava unsudur.
Bu minvalde doğum haritalarında hava ve toprak unsurları vurgusu olan kişiler hava enerjisinin geniş düşünce dünyası ve entelekti, toprak enerjisinin bilinmeyeni bilinir kılma özelliği ile birleştiğinde tüm çelişkiler ortadan kalkacak ve hava enerjisi soyut olanı somutlaştırma imkânı bulacaktır. Zaten hava ve toprak burçlarının yöneticisi olan gezegenlere de baktığımızda tamamının aynı planetler tarafından yönetildiğini göreceksiniz. Bu durum da göstermektedir ki bu iki element her ne kadar zıt görünse de esasında enerjiler doğru kanalize edildiğinde güzel bir birlikteliğin ortaya çıkacağı kesindir. Her ne kadar doğum haritasında hava enerjisi vurgusu olan bir kişi ile diğer tarafta toprak vurgusuna sahip başka bir kişinin birbirlerini tüketmeleri muhtemel olsa da tek bir kişinin haritasında bu iki elementin enerjisi bir araya geldiğinde güzel bir uyum yakalanabilir.
Kişinin dışarıyla olan ilişkisini okuduğumuz gezegenlerden biri olan Merkür, bize kişinin insanlarla nasıl iletişim kurduğu ve söz sanatlarına yatkınlığı hakkında bilgi vermektedir. İletişim iki taraflı bir etkileşim olduğundan sadece kişinin iletişim tarzı değil, bu etkileşimde karşısındakini nasıl anladığı ya da algıladığı hakkında da bilgi vermektedir. Bir nevi Merkür gezeninin temsil ettiği bir alışverişe de benzemektedir ki gezegenler eğitimizden hatırlayacağınız üzere anahtar kelimelerinden bir tanesi de ticaretti. Bu alışverişte kişi algı yollarını sayesinde aldığı bilgiyi aklın süzgecinden geçirerek işler ve işlediği bilgiyi gerek vücut dili gerekse sözlü ifade ile karşıya yansıtır. Bu durumda Merkür gezegeninin bulunduğu alanda, etkileşim halinde olduğu enerjinin tesiri altında kalarak iletişimin gerek algılama gerekse söz sanatları kısmında etkili olacaktır.
Bir doğum haritasında su burçlarının herhangi birinde konumlanmış bir Merkür vurgusu, kişinin iletişim halindeyken alıcı durumda olduğunda, kendisine aktarılanları daha çok zekalarının süzgecinden geçirerek değil de duygularının süzgecinden geçirerek işleyeceği aşikardır. Bu kişiler hakkında “ne kadar duygusal ya da ne kadar alıngan bir insan” olduğu hususunda birçok söylem duyabilirsiniz. Bununla birlikte iletişimin aktaran kısmında olduğunda da benzer şekilde içten, duygularıyla ve gerek bilinçaltı gerekse bilindışı bir iletişim tarzının olduğunu görebilirsiniz.
Venüs gezegeni de kişinin dışa yansıttığı ve dışarıdan gelen uyaranları algılama şeklini oluşturan, karakterinin bir parçasını temsil eden bir diğer gezegendir. Enerjisi etkisi altında kaldığı elementin tesiriyle birlikte kişinin, sevgi ve dolayısıyla duygularını çevresine karşı nasıl yansıttığını ve dış tesirlerden gelen aktarımları nasıl çözümlediğini gösterir. Daha net bir ifade ile Venüs gezegeni kişinin sevgisini nasıl ifade ettiği ve sevgiyi nasıl algıladığı, varoluşa karşı derinden hissettiği gönül borcunu ve sevme duygusunun çevresinde semah dönen, kişinin karakterini yansıtan tüm duyguların yapısı hakkında bilgi verir.
Kısacası Venüs’ün iletişim tarzı sevgi ve sevgiden kaynaklı tüm duygulardır. Kimi zaman kişinin kendisini nasıl sevdiği yorumlar ve kendisine olan sevgisinden ötürü dışarıdan gelen aktarımları nasıl tepki verdiğini de tahlil ederiz. Burada iletişim söz konusu ise bir aktarım ve alım söz konusudur. Kişi ister aktaran, ister alan pozisyonunda olsun her iki durumum çözümlemesi de birbirinden zordur ve girift bir bilmecedir çünkü işin içinde sevgi vardır.
Kırmızı gezegen Mars, herkesin korktuğu, adını duyunca tir tir titrediği gezegendir. Neden? Çünkü Mars savaş ve kan demektir, korkudur, kötüdür ancak evrendeki kötü ya da iyi var mıdır? Mutlak kötü ya da mutlak iyi olduğunu düşündüğünüz herhangi bir varlı var mı? Bildiğini her şeyi unutun, hakikatte sadece öyle olması gerektiği için olan, mutlak kötü ya da iyi değil sadece bir mutlak kabul vardır ama hakikat, hakikatin ne olduğunu idrak edecek bilince sahip kimseler olmadığı müddetçe hakikat olmayacaktır. İşin aslında Mars, kişinin sahip olduğu fiziksel enerjiyi dışarı nasıl yansıttığı hakkında bize bilgi vermektedir. Odak noktası kişi olduğunda, kişinin sevdiği etkinlik, etkileşim, deneyim adına her ne derseniz deyin hayatta karşılaşılan durumlara karşı verilen bir tepkidir Mars. Kısacası Mars’ın ticareti, size karşı gelen herhangi bir etkiye verdiğiniz duygusal ya da fiziksel tepkinin şiddeti ve şeklini ifade eder. Rüzgâr eken fırtına, tohum eken buğday biçer.
Bir doğum haritasında hava burcunda konaklayan bir Mars kişinin alışveriş metodunu düşüncelerle ifade etmesine sebebiyet verir. Anlıyorum seni çok sinirlisin dostum ve bana bir yumruk atmak istiyorsun. Diyelim o yumruğu attın ve sinirin geçti, ben ise doktordan darp raporu aldım ve hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundum. Sonra, sonrasını düşün yıllarca adliye koridorlarında sürünmeye değer mi? Yumruğu atmaktan vazgeçtiniz sanırım. İşte hava burcundaki bir Mars, kişinin alışverişini diplomasi temellerine oturtacaktır. Savaşlar, masada kazanılır mottosu tam olarak hava burcundaki bir kişiye uygundur. Bu minvalde sevgi, korku, ihtiras ya da kaygı hangi duygu gelirse gelsin dışarıdan; içeriden yansıyacak enerji tamamen bir diplomat edasında olacaktır.
Neden Güneş ve Ay, beraberinde Yükselen Burç? Güneş ve Yükselen eşit derecede olmasa da kişinin fizik dünyaya yansıttığı karakteri; Ay ise görünmeyen ancak var olduğu kabul edilen ruh, enerji ya da kökü ezelde dalı ebedde olan ilahi varlığı, yani kişinin metafizik bedeni, duyguları hakkında bize bilgi verir. Bu nedenle bu üç değişkeni birbirinden ayırmadık çünkü bir doğum haritasında, bu üç değişkeni ayrı ayrı tahlil etmek bütünü parçalara bölerek analiz etmeye benzeyecekti. Zaten İki ışığı, iki aşığı birbirinden ayırsaydık yarım kalırdık…
Güneş, kendi ışığına sahip olan iki ışıktan ilki. Kişinin dışarıya; şeyler, nesneler, fizik dünyaya kendisini nasıl yansıttığı ve diğerleri tarafından ne şekilde tanındığını analiz ettiğimiz gezegen. Galaksimizde bulunan tüm gezegenlerin, durmaksızın etrafında tavaf ettiği ve ondan yayılan ısı, ışık ile karanlıkların aydınlığa çıktığı merkez. Hani egoda ve narsisizmde haddini aşan kişilere; kendini bil, sen Güneş değilsin dolayısıyla senin etrafında dönmüyor her şey derler ya. Gelişi güzel söylenmiş bir söz olmadığı kesindir ki aynı zamanda kimlikle birlikte, egoyu da oluşturan gezegendir Güneş. Mitolojilerde de birçok aktarımda, Güneş’in yaygın şekilde “baba” olarak tanımlandığını görürüz. Baba, diğer yarısı Ay ve evlatları; Merkür, Venüs ve Mars ile kişinin karakterini tam anlamıyla oluşturur ve fizik dünyada bedenlenen kişiliğin tüm yansıması bu gezegenlerden okunur.
Kişinin Yükselen Burcunu da esasında Güneş ile aynı kefeye koyabiliriz ya da hemen hemen bu iki değişkenin birbirine eş değer olduğunu söyleyebiliriz. Aralarındaki tek fark Yükselen’in, kişinin kimliğinin oluşumunda Güneş’ten biraz daha az etkili olmasıdır. Yükselen ve Güneş, elementlerle etkileşim halinde olduklarında; kişinin benlik duygusunu, içine doğduğu dünyaya nasıl bilindiğini, kişiliğini aktarım tarzını yorumlayabiliriz. Ancak öncelikli olarak benlik duygusu nedir? sorusunun cevabını bulmak gerekir. Ben, ben isem kendimi nasıl hissettiğim, bu dünyadaki amacımın ne olduğu, yaşamı nasıl karşıladığım, özgür müyüm, engelleniyor muyum ya da benliğime karşı bir saldırı olduğunda aldığım tavırlar nelerdir? Söz konusu “BEN” ise, kişinin kimliği ise bu iki değişkenin elementlerle olan ilişkisinde sorulacak sorular bunlar vb. gibi sorular olacaktır.
Jüpiter ve Satürn karmanın iki lordu. Biri iyi diğeri kötü etkiler yaratır ancak zıtlıkların olmadığı bir evrende, ikisi de sözcüklerle ifade edilemeyecek kadar mükemmel olan bu ikili; “kendilerine takdir edilen yörüngede öylece yüzen” bizim bilmediğimiz şeyi “sadece olmayı bilen” ve bizim bildiğimiz şeyi “ölmeyi bilmeyen” iki kadim gezegendir. Jüpiter çıkış yolumuz, geleceğimiz ya da Dharmamız; Satürn ise, geçmişimiz, kısıtlandıklarımız ya da karmamız diyebiliriz. Bu durumda bana hayatımın romanını yaz deseydiniz eğer doğal olarak yapılması gerekeni yapacak; geçmişten, bugüne ve geleceğe, geleceğe dair umutlarınıza, hayallerinize bu romanda yer verecektim. Dolayısıyla roman tadında bir doğum haritası analizi yapabilmek için bu iki varlığı, planeti bir arada değerlendirmek gerekmektedir.
Bir baraj düşünün, su barajda biriktirilmiş ve bu suyun çok az akmasına izin veriliyor. Diğer durumda ise barajın kapakları sonuna kadar açılmış durumda. İşte ilk durum Satürn’ün kısıtlanmış enerjisine, ikinci durum ise Jüpiter’in dolu dolu akan enerjisine işaret eder. Bu nedenle nereden kısıtlandın; bereketin nerede sorularının cevabını bulabilmek için, bu iki enerji akışını birlikte değerlendirmek daha doğru olacaktır.
Jüpiter’in ilişki içerisinde olduğu elementin enerjisi kişinin içsel varlığının, hayata karşı güven ve inançlarına işaret eder. Duygularını deneyimleyebilmek için Jüpiter’in hemhal olduğu elementin enerjisine uygun şekilde hareket tarzı belirlemelidir. Böylece kişi duygularını ve duygularıyla inşa edeceği yarınları, geleceği, kişiye yakışacak bir Dünya deneyimini tecrübe edebilecektir. Çıkış yolumuz Jüpiter; şansımızdır, güvencemiz, inancımız ve hayata karşı, en derinden hissettiğimiz kadim duygularımızdır. Satürn ise kaçtığımız sorumluluklar, karmik borçlar belki de atalardan gelen aktarımlar. Adına her ne derseniz deyin kısıtlar Satürn, test eder, engeller... Kadim öğretmen, öğrenene kadar çeşit çeşit sınavlara tabi tutar engellediği, kısıtladığı enerji akışlarıyla.
Satürn’ün eğitiminin sebebi esasında kötücül olması değildir. Onun öğreteceklerine bizlerin elzem şekilde ihtiyacı vardır. Tekamülümüzü arttırmamız, içerideki kahramanın sonsuz yolculuğuna devamını sağlayabilmemiz için alınmalı ve geçilmelidir Satürn’ün dersleri. Eğer bu yaşantımızda bu dersin üstesinden gelemez, görmezden gelir ya da en azından tanımlayamazsak eğer; kendimizi kısıtlayacak ve milyonlarca yıldır akıp giden enerjiyi engellemiş olacağız. Bunu yaparken de engellenen bu enerjiyi tanımlamak ve dışarı aktarmak için ya gece gündüz demeden mücadele edecek ya da tamamen enerji akışını bastıracağız bilmeden. Esasında yapılması gereken sadece varoluşu taklit etmektir kimi zaman. Sadece olarak…
Zodyak’ın 1. 5. ve 9. Alanlarını temsil eden ateş evleri; çabuk etkilenen, dinamik, yaratıcı, aktif vb. niteliklere sahip karakteri temsil eder. Ateş genellikle bireyselliği, başkaldırıyı ve kendi kendine yeter olmayı arzular. Ateş kendini yönetebilir ve harekete geçirebilir. Koç burcunun kararlılığı ve özgüveni sayesinde başlatılan bu hareket devam ettirilir bu sayede faal olma dürtüsü kaybedilmez. Aslan burcunda ise başlayan bu hareket organizasyon, toplumda ön planda olma arzusu ve her cümlenin içerisindeki özne durumunda olma isteği şeklinde devam eder. Son olarak Yay da ise hareketin devamlılığı din, felsefe, hukuk ve öğrenim alanlarında kendini gösterir. Bu sayede kişi çevresini genişletebilir ve insanlara liderlik yapabilir. Ateş gruplarından herhangi bir alanda gözlenen gezegenlerin vurgusu kişide agresif tutumlar ve inatçı bir kişiliğe işaret edebilir. Ateş Evleri (1, 5, ve 9 Evler genellikle yaşam üçlüsü olarak isimlendirilirler) kişinin yaşama yaklaşımı, canlılığı deneyimlemesi ile bağlantılıdırlar. Dünyaya doğru yayılan enerjiyi ve bizi bunu yapmaya yönelten arzuları ve esinlenmeleri temsil ederler. Ateş evlerinin temel anlamını özetleyen anahtar sözcük Kimlik’tir çünkü duygumuz, var olma duygumuz genel olarak hayata yaklaşımımızı belirler. Bir başka deyişle, eğer kendi hakkımızda iyi hissedersek canlı olmak konusunda da iyi hissederiz. Dolayısıyla yaşamın özünde olumlu bir deneyim olduğuna dair inanç geliştiririz[1].
[1] Barış İlhan, Astroloji Dersleri : İlhan Yayınevi, Derleyen: Ayşem Aksoy, Mart Matbaacılık, 2004, İstanbul, SYF – 137
Astroloji de toprak elementi enerjisi ile etkileşimde olan evler Boğa 2., Başak 6. ve son olarak Oğlak Burcunun tabii hanesi olan 10. Alanlardır. Burçların nitelikleri açısından unsurları da tahlil edildiğinde Oğlak Burcu öncü, Boğa Burcu sabit ve son olarak Başak Burcu değişken nitelikteki toprak burçlarındandır. Bu bilgiler neticesinde elementler dikkate alınarak gerçekleştirilen sınıflandırma da toprak evlerinin öncü, sabit ve değişken olması nitelikleri de dikkate alınırsa toprak evlerinin sıralaması 10. Ev, 2. Ev ve 6. Ev şeklinde olacaktır. Bu kabulle sıralamaya tabii tutulan Toprak Evleri; genellikle zenginlik, bolluk üçlüsü olarak isimlendirilirler. Pratik dünyada varlıklar, para, iş, sağlık, ün gibi temel ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalıştığımız davranış biçimleri ile bağlantılıdırlar. Bu nedenle bu evlerin anahtar sözcükleri Madde’dir çünkü temel olarak maddesel dünyanın konularıyla uğraşırlar[1].
Sağlamlık ve sahiplik kelimeleriyle tanımlayabileceğimiz toprak elementi; Maddi eğilim, fiziki hareket, idrak yeteneği, pratik, kararlı, kendini kontrol edebilen ve koruyucu olarak tanımlanabilir. Toprak elementi kişiyi tüm konularda pratik olmaya yönlendirir. Bununla birlikte özellikle maddi ve materyal konularda da pratik ve iyi kullanımı göstermektedir. Boğa burcunda bu daha çok maddiyat ve sahip olma yönünde ortaya çıkmaktadır. Burada pratiklik ve çoğaltma isteği baskın olan arzudur. Başak burcunda bu arzu yerini sahip olunanları etkin kullanma ve onlara gereken özeni gösterme şeklinde görülmektedir. Aynı zamanda sabırlı olma, detayları sevme ve el yeteneğinin gelişiminde de etkilidir. Son olarak fiziksel bedene özen gösterilmesi de söz konusudur. Toprak Oğlak’a geldiğinde ise sahip olunanalar etkin yönetilir ve korunur. Aynı zamanda paylaşım da burada söz konusudur. Ancak paylaşım karşılıksız değil, iki taraflı bir alışveriş halinde olmalıdır.
[1] Barış İlhan, Astroloji Dersleri : İlhan Yayınevi, Derleyen: Ayşem Aksoy, Mart Matbaacılık, 2004, İstanbul, SYF – 137
Hava elementinin enerjisi ile etkileşim halinde olan evler insan ilişkilerinin ete kemiğe büründüğü ve bu özelliğinden ötürü “ilişki üçlüsü” olarak adlandırılan evlerdir. Kişinin kendine has ilişki kurma yöntemleri, tarzı ve davranış kalıplarını motive eden entelektüel, sosyal ihtiyaçları dahil her şeyin tahlili bu evlerden yapılır. Söz konusu iletişim ve sosyal ilişki olduğunda kavramsal, soyut paylaşımlarda söz konusu olacaktır. Öyle ki benzer benzerini çekmektedir ve kişi kendisine uygun dünya görüşüne sahip kişilerin arayışında olacağından, hava evleri aynı zamanda kavramlarla da ilgilidir. Hava elementinin burçları olan İkizler, Terazi ve Kova burçları entelektüellik ve iletişim konuları ile ilgilidir. Burçların ilgi alanı bu iki konu olunca; her an konuşmaya hazır, içten, dinamik, birleştirici, bilim ve ilim alanına yatkın, maneviyatı yüksek ve hızlı aksiyon veren kişilik akla gelmektedir. İletişime yönelik olan hava elementi enerjisi, kişiyi fikri alışverişe yönlendirir ve sosyal ilişkiler, entelektüel bilgi birikimi bu vesileyle artar. Öncü hava olan İkizler’de bu durum haberleşme ve elde edilen bilgileri biriktirme ardından birikimleri aktarma durumu olarak gözlenir. Terazi de ise sosyal etkileşim kişiler arasında denge unsuru vazifesi görerek bilginin analizinin gerçekleştirilmesi olarak ortaya çıkar. Son olarak Kova da çevresinde bulunan kimselere gerek ilmi gerekse yaşam alanında yardım etme arzusu görülür.
Astrolojik Zodyaktaki su evleri içsel olanla ilişkilidir. İçsel olan esasında ikiye bölünmüştür; bunlardan ilki ruhsal olan, metafizikle bağlantılı olan bilişler ve ikincisi ise fizik bedenle ilişkili yani nefs ile bağlantılı olan duygulardır. Bu durumda Yengeç, Akrep ve Balık burçları ile alakalı olan bu evlerin sezgi ve duyguları yönlendiren; nefsani duygularla, ruhani sezgilerin kişide ne şekilde ortaya çıktığı ve bilinçli kullanılıp, kullanılmadığı hakkında bilgi vermektedir. Her ne şart altında olursa olsun gerek sezgi gerekse duygular daha çok içe dönük, pasif ve belirli bir ritme sahip olma özelliklerine sahiptir. Bununla birlikte birbiri ile belirli bir ilişki içerisinde olan bu evler, kimi zaman sezgi ve duyguların gizliliğine de işaret etmektedir.
Psişik üçlü ya da ruhun üçlemesi olarak da isimlendiren bu evler; geçmişten gelen ve artık içgüdüsel olan, duygularla dışarı aktarılan davranışlardır. Bu evlerin tümü geçmişler, artık içgüdüsel olan ve duygular kanalıyla işlev gören koşullanmış tepkilerle ilgilidirler. Bu evlerdeki gezegenler bilinçaltı düzeyinde neler olup bittiğini ve bir yandan bizi geriye doğru çeken işe yaramaz anıları ve korkuları bırakırken, geçmişin özünün hazmedilmesi kanalıyla bilinçlenme sürecini gösterirler. Bu su evleri kendimizi geçmişin çıkmazından kurtararak duygusal barışa ulaşmamızla da ilintilidirler. En derin düzeyde bu evler ruhun en büyük özlemlerini, arzularını sembolize edeler çünkü ruh kendisini açıkça ve aktif şekilde ifade etmeye başlamadan önce geçmişten kalan duygusal artıkları temizleme sürecini gösterir. Bu nedenle su evlerinin anahtar sözcükleri “Duygu ve Ruh”tur[1].
[1] Barış İlhan, Astroloji Dersleri : İlhan Yayınevi, Derleyen: Ayşem Aksoy, Mart Matbaacılık, 2004, İstanbul, SYF – 137
Sinastri çalışmaları yaparken yani iki kişinin doğum haritalarını karşılaştırarak, kişiler arasındaki uyum ve uyumsuzlukları tespit etmek için analiz yaparken genellikle iki haritada bulunan gezegenlerin birbirlerine açıları değerlendirilir. Gezegenlerin bulundukları konum itibarıyla etkileşimde oldukları elementlerin enerjilerini de yapılan tahlile dahil edersek yapılan analizler daha sağlıklı olacaktır. Bu çalışmayı yapmak için öncelikli olarak su toprakla, hava suyla ya da ateş hava ile nasıl bir etkileşim halindedir ve bir araya geldiklerinde ne olur sorularının cevabını bularak elementlerin doğalarını anladıktan sonra etkileşimlerinin sonuçlarını da kavramak kolay hale gelecektir. Dört elementin psikolojik dinamiklerini tam olarak, derinlemesine tahlil edebilmek kişilerin de birlikte olduklarında birbirlerini nasıl destekleyecekleri ya da tüketecekleri hakkında derin psikolojik bilgiler verecektir.
Şu haliyle diyebiliriz ki harita karşılaştırmaları yaparken elementleri de açılar gibi kabul ederek, bir anahtar gibi kullanırsak yorum aşamasında açılacak kapılar çalışmamızın işlevselliğini arttıracaktır. Elementlerin etkileşimlerini dikkate almadan sadece gezegenlerin oluşturduğu açılardan kaynaklı enerji akışları dikkate alınarak yapılan analizlerde her ne kadar dinamik etkileşimler hakkında sorularımızın cevabını alabilsek de birçok önemli ve ilk bakışta belirsiz olan bilgiyi kaçırmamız muhtemel hale gelecektir. Söz konusu çalışma sinastri olduğunda ilişkilerin tamamında iki taraflı bir enerji etkileşimi olduğunda herkes hem fikirdir. Öyle ki bu durum günlük hayatta dahi karşılaştığı kişilerden enerji aldım ya da enerji alamadım yorumlarıyla karşılaşırız. İşte bu durumlar esasında gerçektir ki belki karşılaştığınız kişinin Merkür’ü ile sizin Merkür’ünüzün elementleri birbirine zıt enerjiler olabilir. Bununla birlikte harita yerleşimlerinde gezegenlerin bulunduğu konumların enerji etkileşimlerini derin analiz edebilirsek geçmiş karmalar hususunda da bilgi almamız mümkündür.
***
Eğitimin İlk Yayınlanma Tarihi: Mayıs 2022
Eğitimin İlk Güncelleme Tarihi: Haziran 2022
****
Kadim astrologlardan günümüze kadar, birçok eski ve yeni kaynakta elementlere atıfta bulunulmaktadır. Dört element olarak temsil edilen bu unsurlar, doğum anında kişiye etki eden, astrolojik etkenlere eşlik eden enerjiler olarak kabul edilmektedir. Bu durumda bir doğum haritasının tahlili esnasında, elementlerin kişiye etkilerinin prensiplerini kavramak haritanın doğru bir şekilde sentezlenmesine de katkı sağlayacaktır.
Dört element hususunu idrak edebilmek için Hz. Ali’nin; “Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, ancak en büyük alem sende gizlidir” deyişini hatırlatmak isterim. Öyle ki kadim astrologlar da düşüncenin ne olduğu hususunu tahlil ederken iki farklı kavram kullanırlardı: Küçük Kâinat ve Büyük Kâinat … Hz. Ali’nin deyişinden anlayacağınız üzere onlara göre insan küçük kainattır; insanın içerisinde yıldızların ateşi, okyanusun suları, göklerin havası ve ait olduğu yerin, yaşadığı dünyanın toprağı vardır. Dolayısıyla göklerde bildiğimiz yıldızlar, gezegenler ve bilmediğimiz ne varsa esasında insanın fizik ve metafizik varlığına nakış nakış işlenmiş, Dünya’nın içinde yaşayan insanda esasında Dünya’nın da içince bulunduğu yıldızların, gezegenlerin ve büyük insan olan galaksinin mikrosu olarak tanımlanmıştır.
“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, korktular. Onu insan yüklendi; (onun hakkını yerine getirmedi.) Çünkü insan çok zalim ve çok cahildir.” (Ahzap, Sure 72 Ayet)
Ayette bahsi geçen emanet meselesi de bu durumla alakalıdır ki Rabia’nın dediği üzere hakikat içeridedir ancak içerisi karanlık ve ulaşması zor olduğundan, bununla birlikte dışarıda birazcık ışık olması ve dışarıyı algılamanın kolay olmasından, insanın da algıları zaman içerisinde sadece dışa dönük hale gelmiş, insan her daim algılanabilir somut olanla ilgili olmaya başlamıştır. Burada somut algıdan kastımızı daha anlaşılır kılmak için Jung’un insan algısının prensiplerini anlamamız gerekir, algılama esasında dört prensip üzerine çalışır; düşünmek, hissetmek, sezmek ve duyumsamak. Çok geriye gitmeden geçtiğimiz çağa iz bırakan Jung’un bilmenin prensiplerini tahlil edersek, göreceğiz ki esasında bilgi edinmenin iki yolu vardır bunlar; sezgi ve his yani sübjektif bilgi, düşünme ve duyum yani objektif bilgi.
Madem biz dışarı ile o kadar ilgiliyiz ve içerisinin karanlığından korkuyoruz, tüm eğilimlerimiz duyum ve düşünmeden elde edilen kısacası objektif bilgilere dayalı, o halde âtıl bıraktığımız sezgi ve hislerimizi nasıl geliştireceğiz. Şöyle ki dışarıyla ilgili olan, düşünme ve duyumsama ile algılanan daha büyük bütünün içindeki döngüleri ve düzenleri (planetler) inceleyerek öncelikli olarak objektif bilgiyi idrak eder, devamında elde edindiğimiz objektif bilgiler neticesinde sezgi ve hislerimizi güçlü kılmaya çalışırız, insanın içindeki döngüleri ve düzenleri bu yolla idrak etmeye uğraşırız.
Bu durumda eğitimimizin asıl amacı astrolojide dört element olarak bildiğimiz ve objektif olarak algıladığımız tüm şeylerin de özünde bulunan ateş, hava, toprak ve su elementlerinin ne olduğu ya da ne olmadığı hususunu öğreneceğiz.