
Eşyanın kabuğunun değil, kabuğun altındaki gizlenen sırrın arayışında olanlar hepinize selam olsun…
Hali hazırda Udemy’de bulunan dört eğitimim mevcut ki bu eğitimleri alan arkadaşlar dışında sadece nümeroloji eğitimine katılanların olabileceğini düşünerek kısaca kendimi tanıtmak isterim. Öncelikle Udemy’de Yeni Başlayanlar İçin Astroloji Eğitimleri ismiyle gezegenler, Ay’ın menzilleri ve son olarak gezegenler ve Ay’ın menzilleri eğitiminin yorumunu da içinde barındıran burçlar ve haneler eğitimi mevcut.
Aslına bakarsanız dördüncü eğitim olarak Yeni Başlayanlar İçin Eticaret Eğitimi: Shopify Altyapısı kullanarak minimum bütçelerle eticaret sitesi nasıl kurulur eğitimi de göreceksiniz ki mevcutta yaptığım, geçimimi sağladığım iş esasında eticaret, muhtelif Pazar yerlerinde satış ve kurumsal firmalara danışmanlık işi. Eğitim hayatımdan kısaca bahsedersem; İstanbul Üniversitesi Doktora terkim, Marmara Üniversitesi Ekonometri Yüksek Lisansı ve Uludağ Üniversitesi Ekonometri Lisansı, son olarak Anadolu Üniversitesi Adalet Ön Lisansına sahibim. Hasılı ihtisas alanım Ekonomi, mesleğim ticaret üzerine ancak ilk okuldan sonra eğitim hayatına ara vererek 5 sene medrese eğitimi aldım ve o tarihlerde İslam Ezoterizmi içerisinde yer alan Yıldızname, Gizli İlimler olarak isimlendirilen esasında astrolojiden farklı olmayan ilimlerle hemhal oldum.
Medrese eğitimi almaya başladığım tarihten itibaren bu yaşıma kadar gizli ilimlere, konulara ilgi duydum ve yaklaşık 25 yıldır ebced, remil, vekf, astroloji, Yıldızname gibi alanlarda okuma ve araştırma yaptım ve yapıyorum.
Bu eğitimde de sizlerle geçmişten günümüze kadar elde edinmiş olduğum bilgileri astroloji ile birleştirerek astro nümeroloji ismiyle elimden geldiğince aktarmaya çalışacağım.
Eğitime katıldığınız için hepinize teşekkür eder, başarılar dilerim.
Çağımızda, yok olmaya yüz tutmuş sezgilerini, bilgi ile gaflet uykusundan uyandırarak asıl cevhere ulaşmanın izlerini arayan yolcular, hepinize selam olsun…
Yeni başlayanlar için Astro Nümeroloji eğitiminde nasıl bir yol izleyeceğiz? Eğitimimiz nasıl bir süreçten oluşacak. Kısaca eğitim bunlardan bahsetmek isterim.
Öncelikli olarak şunu belirtmek isterim ki Astroloji ile alakalı ilk üç eğitimi alan dostlarımızdan, eğitimlerin daha çok görsel içermesi hususunda talepler aldım ancak şöyle bir durum var ki zaten tüm eğitim videolarının altında, o eğitimle alakalı bir pdf dosyası mevcut. Bu eğitimde de her videonun altında bir pdf dosyası olacak. Dolayısıyla zaten bu pdf dosyalarında yeteri kadar bilgi mevcut. Görsel ağırlıklı ne yazık ki çalışamıyorum çünkü eğitimlerin prodüksiyonunu, içeriğini, pdf dosyalarını kısaca sürecin tamamını tek başıma yönetmek durumundayım. Bu nedenle görselliğe fazla vakit ayıramıyorum ki zaten bu eğitimlerle gayemiz eşyanın süsü, kitabın kapağı değil; eşyanın cevheri, kitabın ise niteliği. Durum bu olunca eğitimlerde her bir videonun kaynaklar kısmında bulunan pdf dosyalarının toplamının, her eğitim için bir kitap niteliği taşıdığını göreceksiniz. Bu dosyaları incelediğinizde göreceksiniz ki her ne kadar kitabın kapak tasarımı, görsel tasarımı, süsü muhteşem olmasa da içerik açısından sizlere bir yol haritası oluşturulmuş vaziyette.
Astro Nümeroloji eğitimine geri dönersek, eğitim 3 kısımdan oluşmakta. İlk bölümünde 1’den 9’a kadar olan rakamların, batıni, ezoterik ve okültist özelliklerini, gizemini çalışarak nümeroloji ilminin altyapısını oluşturacağız. Eğitimin ikinci bölümünde nümeroloji nedir? Ne değildir konusunu tartışarak hesaplamaların nasıl yapıldığını öğreneceğiz. Eğitimin son kısmında ise nümerolojinin astroloji ile alakalı kullanım alanlarına netlik kazandıracağız.
Eğitim bittiğinde inanıyorum ki zıtlıkların içindeki birliği ve şeylerin ardındaki tekliği anlamaya başlayacağız. Bununla birlikte kader sayısının nasıl hesaplandığı, içinde bulunduğumuz yılın rakamının ne olduğu, gezegenlerin hangi rakamlarla ilişkili olduğu, doğum yılımızın rakamının ne olduğu ve günlük hayatta karşımıza çıkan, bizlere bir şeyler anlatmaya çalışan rakamların dilini öğrenmiş olacağız.
Bilgiyle uyuyan, uyanık dostlarım hepinize başarılar dilerim…
İhvan-ı Safa Kardeşliği risalelerine; bir, bir olması nedeniyle bünyesinde kendisinden başka bir şeyi barındırmaz. Mutlak olarak bir, bir olması nedeniyle kendisinden başka hiçbir sayıya bölünemez, parçalanamaz ve sadece kendinden teşekkül etmektedir minvalinde bir giriş yaparlar. Tek olan Sonsuz, Tezahür diyarının üzerine yansımasını düşürdüğünde o yansıma; ışın, ışık, nur insanın çamurdan bedenine, Rahman’ın ruhu intikal eder[1].
İhvan’ı Safa Kardeşliğinin işaret ettiği kesretteki teklik açısından konuyu tahlil ettiğimizde, her şeyden önce bir rakamının nasıl bir rakam olduğunu açıklığa kavuşturmamız gerekmektedir. Kendinden var olduğunu ve diğer tüm sayıların birlerden teşekkül ederek, bir araya gelen sayılar olduğunu netlikle söyleyebiliriz. Özüne baktığımızda bir; bir rakam değil tüm rakamların atası, varlık sebebi, en küçük parçasıdır diyebiliriz. Pisagorcu Felsefede de bir rakamına benzer şekilde önem arz edilir ki kronoloji açısından İhvan-ı Safa Kardeşliğinin bakış açısını Pisagorcu Felsefeden aldığını söyleyebiliriz. Öyle ki Pisagorcu Felsefede bir rakamı, çokluğun doruğudur. Bir, monaddan farklıdır. Çünkü monad bir birim olarak düşünülen parçaların toplamını göstermek için kullanılırken bir, bu parçalardan her birine uygulanır[1]. Esasında monadda dahi kesret yani çokluk söz konuyken, diğer rakamlara ihtiyacı olmayan “Bir” rakamı “Deki, O Allah “Bir’dir” ayetindeki bir rakamıdır. Bu görüşü İbn Arabi’nin bedeller meselinde ilk bedelin düsturundan bahsederken “Onun benzeri yoktur” ayeti ile ilişkilendirmesi ve bu durumun yani ilk olmanın, kendisine ait olmasından kaynaklandığını ve zikrinin kendi makamına uygun olduğunu[2] aktarması da desteklemektedir.
İki rakamının sayıların ilki olduğunu söylememiz mümkündür. Çünkü iki rakamı kendisinin dışında bir başka sayıya bölünebilen, parçalanabilen ilk sayıdır. Aynı zamanda iki, kendi başına var olamaz ve varlığını esasında Bir rakamına borçludur. Bir var olduğu sürece İki rakamı da var olacaktır. Sembolizmde de bir ve bütün olan insan vücudu genellikle dikey olarak ikiye bölünerek incelenir, birden iki üretilir ve sağ taraf ışık, sol taraf ise karanlık olarak kabul edilir.
Aslına bakarsanız hakikat diyarında ne ışık ne de karanlık vardır. İyi ve kötü ikizdir[1]. Ancak ışık ve karanlık alegorisini anlayabilmek için Hint Felsefesindeki çakralar sistemini incelediğimizde dikey olarak ikiye bölünen beden sembolünün burada da kullanıldığını görürüz. Tüm çakra kanallarının başlangıcı olan Kanda Mula’nın solundan İda Nadi kanalı üzerinden Ay enerjisi akarak Agya Çakraya yani üçüncü göze soldan yaklaşır ve beynin sağ lobunu; Kanda Mula’nın sağından başlayarak Pindagala Nadi kanalı üzerinden Güneş enerjisi Agya Çakra yani Üçüncü Göze sağdan yaklaşır ve beynin sol lobunu yönetir. Vücudun karanlık tarafını yöneten Ay enerjisi Allah’ın Rahim ismi ve otonom sinir sistemindeki parasempatik[2] sinir sistemi ile ilişkilidir, yani ruhani olanı yönetmektedir. Işık tarafı yöneten Güneş enerjisi Allah’ın Rahman ismi ve otonom sinir sistemindeki sempatik[3] sinir sistemi ilişkilidir ve maddi olanı yönetmektedir.
[2] Parasempatik sinir sisteminin nörotransmitteri asetilkolindir (ACh). Parasempatik sinir sistemi vücut hareketsiz halde iken devreye girer. Bu evrede aktif durumdadır. Sinir-kas kavşağında kasın uyarıyı alması için ACh salınır. Salınan ACh kastaki nikotinin ile birleşerek uyarıyı aktif duruma getirecek olayları tetikler (Ca salınımını arttırmak, kastaki mitokondriyi çalıstırmak gibi) böylece kas innerve edilir (uyarılır). Vücut olaylarında yavaşlatıcı etkiye sahiptir. Kan basıncını, kalp atış hızını, kan şekerini düşürür. İdrar kesesini daraltır. Gözbebeğini küçültür. Akciğer alveollerini daraltır. Tükürük ve bağırsak salgıları ile bağırsak hareketlerini artırır. Diğer vücut salgılarında olduğu gibi tükürük salgısını artırır.
[3] Sempatik sinir sistemi, vücudu gerilime hazırlar. Stresli bir durum sırasında etkindir. Etkileri "savaş ya da kaç" şeklinde genellenebilir. Sempatik sistemle ilgili nöronlar medulla spinalisde torakal ve lumbal bölge yan boynuzlarda bulunurlar. Buradan çıkan presinaptik efferent sempatik lifler, spinal sinirin içine katılırlar. Daha sonra birleştirici dalla paravertebrel bir ganglion olan trunkus sempatikusa geçerler. Trunkus sempatikus vertebral kanalın iki yanına yerleşmiş uzun ve zincir şeklinde üst üste dizilmiş sempatik ganglionlardan oluşmuştur.
İlk sayısının, iki rakamı olduğunu bu sayıyı incelerken söylemiştik. Bu kabulle ilk tek sayının ise üç rakamı olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü esasında Bir’in de bir sayı değil, kendinden var olan olduğunu aktarmıştık. Pisagorcu Felsefede Bir rakamı monad olarak adlandırılmaktadır dolayısıyla belirttiğimiz üzere ilk tek sayının üç rakamı olduğu ve cisimlerden üçgen ile sembolize edildiği bu filozoflarca kabul edilmektedir. Pisagorcular üç rakamını Triad olarak adlandırmış ve bilgeliğin, kavrayışın sebebi olarak kabul etmiştir. Aynı zamanda Triad zamanın sayısıdır; geçmiş, şimdi ve gelecek kavramı üç rakamı ile ilişkilidir.
Pisagorcu Felsefe, birliğin dengesi olarak kabul edilen üç sayısının niteliklerini; dostluk, barış, adalet, basiret, merhamet, ölçü ve erdem olarak kabul etmektedir. Aynı zamanda bu sayıya bilgelik hususiyetini atfederler ki insan; şimdiyi öğütler, geleceği görür ve planlardan faydalanır. Bu özelliği nedeniyle Triad bilginin sayısıdır; müzik, geometri, astronomi ile yersel ve göksel bilimler ile ilişkilidir. Pisagor bu sayının küpünün Aysal döngü erkine sahip olduğunu öğretmiştir[1]. Aynı zamanda Pisagor; geometri derslerinde üçgeni kur, problemin üçte ikisi çözülür, ayrıca her şey üçten oluşur bilgisini öğrencilerine aktarır[2] ki üç sayısı aynı zamanda çözümü de ifade etmektedir .
Dört sayısı bir ve kendinden başka bir sayıya bölünebilen ilk çift sayıdır. Bu özelliğiyle ilk üç sayıdan farklı olarak zıtlıkları kabul etmeye daha elverişli ilk sayıdır. Her ne kadar dört rakamının içerisinde görünende yalnızca bir adet üç bulunsa da aslında batında iki adet üç rakamını barındırmaktadır. Öyle ki üç rakamı üçgen ile temsil edilirken, dört rakamı ise kare ya da dikdörtgen ile sembolize edilir ve gerek kare gerese dikdörtgen heybesinde iki adet üçgen barındırmaktadır. Bu özelliği ile dört rakamı yansıtma özelliğini, ayna olma vazifesini de taşımaktadır.
Pisagorcu Felsefeye göre ise dört rakamı kök sayıdır; bütün her şeyin kökeni, doğanın pınarı ve en kusursuz sayıdır. Tetrad olarak isimlendirilen dört sayısının ve dolayısıyla tüm tetradların entelektüel olduğu, zuhur eden bir düzene ve alemleri çevrelediğine inanılmaktadır. Benzer şekilde Pisagor, insan ruhunun bir tetraddan oluştuğunu inanırdı. Ruhun dört kuvveti; akıl, bilim, görüş ve duyudur. Tetrad bütün varlıkları, elementleri, sayıları ve mevsimleri birbirine bağlar. Tetraksiz olmayanın ismi olamaz. O her şeyin sebebi ve yapıcısıdır, göksel ve duyusal iyinin yaratıcısıdır. Yedi rakamının sırrını içinde barındırır ki 28 günlük ay döngüsü dört yediden teşekkül etmiştir. Pisagorcu Felsefe’nin Tetrad için verdiği niteleyici kelimeler; atılganlık, kuvvet, canlılık, iki analı olma ve onsuz evrensel yapı olamayacağı için doğanın anahtar koruyucusudur. Ayrıca ona ilk derinlik ve uyum da denir. Herkül, Merkür, Volkan, Baküs ve Urania’nın doğasında da Tetrad olduğu düşünülür. Tetrad’ın türevsel renkleri ve küçük gezegenleri temsil ederken, ilk üçgenden yedi ruh çıktığına ve bunun bir üçgen ile bir kare tarafından sembolize edildiğine inanılır[1].
Beş rakamı, heybesinde dört niteliği ve bir Monad’ı barındırmaktadır. Dört nitelikten kasıt hava, ateş, toprak ve su elementleridir ve batında olan tin, esir, ruh ise Monad’ın yani bir sayısının kendisidir. Bu dört elemente, bir eklendiğinde beş rakamını verir ve beş sayısı insanın sembolü olur. Çünkü insan vücuduna bağlı beş uzantının ilk dördü olan bacaklar ve kolları, beşinci uzantı olan baş yani kafa yönetmektedir. Diyebiliriz ki dört unsur bacaklar ve kollarla, tin ise baş, kafa ile alakalıdır. Aynı zamanda beş sayısı, heybesinde tek ve çift sayıları aynı anda barından ilk sayıdır.
Pisagorcu Felsefede beş rakamı Pentad olarak adlandırılmıştır. Yunanlılara göre pentagram ışığın, sağlığın, canlılığın kutsal sembolüdür. Bu nedenle ona denge denir çünkü kusursuz sayıyı iki eşit parçaya bölerek ilk asal sayıyı verir. Pentad doğanın da sembolüdür çünkü kendisiyle çarpıldığında, kendisine döner yani her çarpımda kendini temsil eder. Tıpkı bir tohum olarak başlayıp, doğanın süreçlerinden geçerek, kendi olgunlaşmasının en yüksek biçimi olarak kendi tohumunu üreten buğday gibidir. Pentad bütün üstün ve aşağı varlıkları temsil eder. Ayrıca ona mistik gelişimin sağlanma aracı olan ruhani esirlerle bağlantısından dolayı, bazen Hiyerofant[1] denir. Pisagorcu Felsefede beş rakamı; uzlaşma, birbirinin yerini alma, evlilik, ölümsüzlük, samimiyet, takdir ve ses özellikleriyle nitelenmiştir. Pallas, Nemesis, Bubastia, Venüs, Androgynia, Cytherea ve Jüpiter, beş rakamının özelliklerinden pay almaktadır[2].
Altı rakamı içerisinde dört ve üç rakamlarını da barındırmaktadır. Öyle ki üç ve dört sayılarının toplamı yedi rakamını verdiği halde bu sayıları heybesinde barından altı rakamı iki adet üçgenden teşekküldür ve iki üçgenin birleşimi, bir kare ya da dikdörtgene delalet etmektedir. Bu nedenle altının kemal rakamı olan yedi rakamının öncülü olduğu kabul edilebilir.
İskenderiyeli Klemente göre Pisagorcular Heksadın hem peygamberlere hem de kadim gizem okullarına göre dünyanın yaratımını temsil ettiğine inanmaktadırlar[1]. Pisagorcuların bu kabulü, altı rakamını kemal rakamı olan yedi rakamının öncülü olarak kabul etmemizi desteklemektedir. Pisagorcular Heksad’a bütün parçaların kusursuzlaştırılması adını vermişlerdir. Bu yönüyle de formların formu, evrenin dili ve ruhun yapıcısı özelliklerine haizdir. Heksad ayrıca evliliğin de sembolüdür çünkü biri eril, diğeri dişil iki üçgenin evliliğinden oluşur. Heksad için Pisagorcuların aktardığı niteleyici özellikler; vaktin ölçüsü olduğu için zaman, sağlık denge olduğu için ve Heksad bir denge sayısı olduğu için her derde deva ilaç, harmonik zıtlıkların sık sık gözlemlendiği Dünya’da parçaların bütünlük için kâfi olduğundan kendi kendine yeten ve içinde ölümsüzlük unsurlarını taşıdığı için yorulmaz nitelikleriyle tanımlanmıştır[2].
Birçok kadim ulus için rakamlar içerisinde özellikle yedi rakamına büyük önem verilmiştir. Farkındayız ya da değiliz, bazen dini bir ritüel olarak bazense geçmişten gelen gelenekler gibi düşünerek, nedenini ve niçinini sorgulamadan sayılarla hareket ederiz. Öyle ki özellikle İslam Toplumunda ibadetler, bayramların belirlenmesi, semboller ve dogmalar hususunda yedi rakamına birçok anlam yüklenir. Giden için bugün rahmetlinin yedisi çıktı, gelen içinse yedisi neyse yetmişi de öyledir derler. Hacılar Kabe’yi yedi kez tavaf eder, camilerde mihraba yedi basamak yapılır ancak bunların sebebi merak edilmez.
Benzer şekilde neden insanın anatomik yapısında yedi sayısının tuhaf bir tekrarı var diye sorulması da gerekmez mi? Neden kalbin garip bir şekilde üst ve alt olmak üzere iki gruba ayrılan insan prensiplerinin yedili bölmesine karşılık gelen dört alt boşluğu, üç üst bölmesi var ve neden aynı bölme, Ptrilerde ve özellikle de Ateş Dhyanilerinde de bulunsun? Zira neden insan derisinde bu yedi pleksus ve yedi ayrı tabaka vardır[1].
Tüm bu soruları tefekkür eden ve araştıran İslam Filozofu İbn Arabi Fütuhattı Mekkiyye adlı eserinde “İnsan Başak’ta var olduğuna göre onun yönetim süresi yedi bin sene olmuştur. Böylece sürenin yedinci mertebesinde var oldu. Emaneti ancak yedinin hakikatiyle özdeşleşen kimse taşıyabilir. O, bedellerin yedincisidir[2].” tespitiyle yedi rakamına derin anlamlar yüklemektedir. İslam’a göre yaratılışta Allah emaneti taşıması görevini dağlara verir ancak dağlar emaneti taşıyacak güçte olmadıklarından bu görevi almazlar fakat insan bu görevi üstlenir ki bu görevi üstlenen insanın emaneti taşıyabilmesi için yedi rakamının hakikati ile özdeşleşmesi gerektiğini vurgular İbn Arabi. Bununla da bitmez ve “Hüküm başağa ulaşınca, insanın yaratılışı aziz ve her şeyi bilenin takdiriyle ortaya çıkmıştır[3]. Başak devrinden hüküm Terazi devrine geçer ki, bu, kıyamet vaktidir[4]. Allah şöyle buyurur; “Adalet terazilerini o gün ortaya koyarız, hiç kimseye haksızlık yapılmaz. Bir hardal tanesi kadar bile olsa, onu getiririz ortaya çıkarırız. Biz hesaba çekenler olarak yeteriz.[5]” cümleleriyle kıyamet zamanını da gizemli bir şekilde yedi rakamı ile ilişkilendirir.
Sekiz rakamı kemal sayısı olan yedi sayısının ardından gelen ilk çift sayıdır ve kendisi dışında en fazla böleni olan ilk sayıdır. Bu hususiyeti sekiz sayısının kesreti, dolayısıyla varlığı ve varlığın olduğu yerde birçok zıtlığı heybesinde barındırma özelliğini vermektedir. Öyle ki rakamlar kemale erdikçe, adeta ilim yolunda ilerleyen bir kişinin ilim tahsil ettikçe ham iken has olan buğday başağı gibi alçak gönüllüğünün arttığını söyleyebiliriz.
Belki de bu nedenle sekiz sayısı Pisagor Felsefesinde kutsal kabul edilmiştir ki bu sayı sekiz köşesiyle ilk küpün sayısıdır ve 10 sayısının altındaki ilk çiftsel çift sayıdır (1-2-4-8-2-1). Böylece 8 iki 4’e, 4 iki 2’ye, 2 iki 1’e bölünüp Monad’ı yeniden tesis edebilir. Ogdoad, Pisagorcular tarafından sevgi, tavsiye, saflık, yasa ve uygunluk kelimeleri ile eşleştirilmiştir. Aynı zamanda Ogdoad, Yunanistan’ın ve Kabiri’nin Eleusis Gizemleriyle ilişkili gizemli bir sayıdır. Ona küçük kutsal sayı denir ve bu kavrayış kısmen Hermes’in kadüsünün birbirine dolanmış yılanlardan oluşan asasından, kısmen de göksel cisimlerin yılansı hareketinden ve muhtemelen Ay Düğümlerinden gelmektedir[1].
Anne karnında yaşadığımız dokuz aylık bir süreçten sonra ete kemiğe bürünerek Yunus diye göründüğümüz bu Dünya da dokuz rakamı ilk hemhal olduğumuz rakamdır. Bu nedenledir ki kadimler dokuz rakamını varlığın rakamı olarak da nitelemiştir. Tek haneli olan sayıların sonuncusu ve ilk tek sayının da karesi olan dokuz rakamının, altı sayısının yansımasına benzer bir özelliği de vardır. Öyle ki bu durum dokuz sayısını, tek haneli rakamlar arasında diğerlerinden ayrıştıran bir özelliğe haiz olmasını da sağlamaktadır.
Anne karnından dokuzuncu ayın sonunda nesneler dünyasına intikal eden insan, ruhani doğanın bedenlenmesi süresince kaybettiği hususiyetlerinden ötürü dokuz rakamı başarısızlık ve eksiklikle ilişkilendirilmiştir çünkü kusursuz sayı olan on rakamından da bir eksiktir. On rakamı bir ve sıfırdan oluşur ve insan ise ne artık kendinden var olan BİR ne de hakiki varlığın makamı HİÇ yani sıfır değildir. Bu nedenle sonlu bir bedene sahip, vardan var olan insan kusurludur.
Numeroloji, Okültist Felsefe’nin bir dalıdır. Okültistler evrenin sayısal bir kurgu ile yaratıldığını, kainatta rastlantıdan söz edilemeyeceğini ve kaos’un dahi sayısal bir düzen içerisinde oluştuğunu kabul eder. Bu ön kabulle, sayılarla ilgili muhtelif analitik, sentetik ve kurgusal çalışmalar yapar ve bu çalışmalar neticesinde evrende ve gerçekleşen olaylardaki gizli yasaları ve oluş ilkelerini keşfetmeye yönelik numeroloji ilmini kullanırlar.
Harflerin sayılarla ifade edilmesi ilminin nasıl öğrenildiği ile alakalı muhtelif görüşler olsa da gerek yapmış olduğum okumalardan gerekse takip ettiğim yorumculardan elde ettiğim bilgiler neticesinde benim görüşüm harflerden önce rakamların var olduğu yönünde.
Şöyle ki insan evladı öncelikli olarak işitir ve konuşmaz. Sadece dinler ve zaman içerisinde bir takım basit kelimeler kullanmaya başlar. Devam eden süreçte yıllar itibarıyla fıtratı kadar, kendisine bahşedilen yetenek ölçüsünde konuşma, hatiplik hususiyetine haiz olur. Geçmiş çağlarda da günümüzde de bu sürecin benzer şekilde işlediği konusunda hemen hemen herkesin hem fikir olduğunu düşünüyorum. Geçmişte konuşma, hitabet yeterliydi çünkü bilginin aktarılması günümüzdekinin aksine daha çok yazılı değil, sözlü olarak yapılmaktaydı. Yapılan arkeolojik çalışmalar neticesinde elde sonuçlar göstermektedir ki bilginin aktarılması konusunda alfabeden ziyade görsel çizimler kullanılmıştır. Ancak mesele sayma konusuna gelince, günümüzden 15 bin yıl önce, bir çubuğa ya da bir kemik parçasına atılan çentikler (|||||||) aslında bizlere birlerden teşekkül olmuş bir bütünü göstermektedir. Kısacası o çağlarda dahi insanlar Bir’in ve Çok’un ne demek olduğunu gayet net bilmekteydi.
Bunun nedeni ise şeylerin niteliğinden çok niceliğinin çağın insanı için önem teşkil etmesiydi. Örneğin bir savaşa giden insanları düşünün, zaten yaşanılan yerde sınırlı sayıda kişi, adam, savaşma yeteneğine haiz fert var. Bu bireylerin niteliklerinin hiçbir önemi yok, önemli olan çoklukları, bu nedenle savaşa ne kadar çok kişinin gittiği ve savaştan ne kadar çok kişinin geri döndüğünü bir şekilde hesap etmek durumundasınız. Daha yakın bir örnek verelim; günümüzden çok uzağa gitmeyelim 50 yıl evvel bir ayakkabıya, beş ayakkabıya ya da on ayakkabıya sahip olmak bir varlık göstergesi olarak kabul edilebilirdi, nicelik önemliydi ancak günümüze geldiğimizde ayakkabı sayısının çokluğundan ziyade giyinilen ayakkabının niteliği, markası daha çok önem teşkil etmektedir. İşte o tarihlerde de durum, kanımca bahsettiğim şekliyle algılanıyordu ve nicelik her zaman nitelikten değerliydi ki bu nedenle insanlar önce sayı sistemlerini, rakamları geliştirdiler diye düşünüyorum.
Numeroloji ilmi çok geniş bir alana yayılmış bir sayılar ilmidir. Öyle ki geçmişte bir çoban, hayvanlarını kendi dilinde bir, iki, üç, dört… gibi şeyler söyleyerek sayacak yerde, ezberindeki sözcükleri art arda söylüyor, önünden geçen her koyunda düzenli sıra içinde yeni bir aşamaya geçiyordu. Son hayvan da gözlerinin önünden geçince, artık kendisi için sürünün sayısal değerini simgeleyen sözcüğü aklında tutuyordu[1].
Çoban’ın sergilemiş olduğu sayma sisteminden anlaşılacağı üzere sayı ilmi güncel hayatta sıradan bir yaşam süren bir kişi için dahi gerçekten mühim bir meseleydi. Öyle ki günümüzde dahi özellikle büyüklerimizden 41 kere maşallah ya da şeytan kulağına kurşun 3 kere masaya vur benzeri söylemler işitebiliriz ki bilerek veya bilmeyerek Okült ve Ezoterik Felsefi hayatımızın her yerinde karşımıza çıkmaktadır.
Rakamların, harflerle eşleştirilmesi yöntemiyle numeroloji hesaplamalarını bilinen tarihte ilk kullananların Fenikeliler olduğundan bahsetmiştik. Bu tarihlerde henüz sıfır rakamı bulunmadığından Fenikeliler harflere sırasıyla rakamlar vermiştir. Daha net bir ifade ile aslında henüz 9’a kadar olan sayılar vardır ve taban ilkesi alfabedeki harf sayısı ya da onun yarısı kadardır. Örneğin 12 tabanı, 60 tabanı kullanan medeniyetler olmuştur. Yunan Alfabesinde de alfa’dan, sampi’ye kadar olan harflere sayısal değerler verirken, Fenikelilerin kullandıkları yöntemi kullanmışlardır ki Bizans el yazmalarında bu rakam ve harf ilişkilerinin yapılması yönünde parşömenler mevcuttur. İlerleyen dönemlerde Yunanlar 1’den 9’a kadar olan rakamları netleştirmiş ve bu rakamları kullanarak 1’den 9’a, 10’dan 90’a ve 100’den 900’e olacak şekilde harfler ile rakamları eşleştirme yöntemi kullanmıştır. Ancak burada kullanılan sıfır, bizim bildiğimiz sıfır değildir henüz.
[1] George IFRAH, Rakamların Evrensel Tarihi, Çev. Kurtuluş Dinçer, (İstanbul: Alfa Basım Yayım Dağıtım San. Ve Tic. Ltd. Şti., 2012), Syf. 498
Hintli bilgelerden rakamları ve sayı sistemlerini öğrendikten yüzyıllar sonra 13. YY dolaylarında Arap araştırmacılar çalışmalarını devam ettirmiş ve kıskançlık olarak da adlandırılan, matematik hesaplamalarında kullanılan vefk yöntemini kullanmaya başlamıştır. Dönemine göre gelişmiş bir hesaplama yöntemi olarak kullanılan bu yöntem esasında sıfırın icadında da olduğu gibi hayatı kolaylaştıran bir metot olarak tarih sayfalarında yerini almıştır.
Vefk yöntemi ile yapılan hesaplamalar Batı Avrupa’ya orta çağın sonundan başlayarak ulaşmaya başlamıştır. Per Gelosia yönteminde kullanılan araçların, kıskanç kadınların, özellikle de erkeklerin, içinden bakınca kendisi görülmeden görebildiği ahşap ya da maden kafesleri andıran aletlerin kullanılmasına gönderme de bulunmaktadır. Bunun bir betimi 1478’de Trevisoa’da yayımlanmış anonim bir aritmetik kitabı ile İtalyan matematikçi Luca Pacioli’nin, Summa de Aritmatica, Geometrica, Proporzioni di Proporzionalita’sında bulunur[1].
[1] George IFRAH, Rakamların Evrensel Tarihi, Cilt 2, Çev. Kurtuluş Dinçer, (İstanbul: Alfa Basım Yayım Dağıtım San. Ve Tic. Ltd. Şti., 2012), Syf. 390
Bir önceki bölümde belirttiğimiz üzere çalışmamızın gayesi dokuzlu Vefk’in astroloji alanında nasıl kullanılacağıdır. Bu minvalde dokuzlu Vefk kullanmaya başlamadan önce Vefk’e atfedilen her bir satır ve her satırda bulunan hücrenin özelliklerinin de ayrı ayrı bilinmesi gerekmektedir.
Vefk’in İlk satırı yaratımın üçüncü aşamasında tamamlanan kişisel benliği temsil eder. Hatırlanacağı üzere yaratımın üçüncü aşamasında kişisel benlik varlık bulmaktaydı. Bu minvalde ilk satır okunurken ve yorumlanırken, kişinin diğerlerinden önce “Ben” kavramına verdiğini önem göz önünde bulundurarak okumalar yapılmalıdır.
Dokuzlu Vefk’e ait her bir satır ve hücrenin özelliklerini öğrendikten sonra yaşanmışlıklar ve gelecek deneyimlerimizin ardında gizli, sır olan dürtü ve imkanları anlamlandırmamız kolaylaşacaktır. Bununla birlikte dürtüler ve tutkulardan kaynaklı yaşanan güçlükler ve şanssızlık olarak tanımladığımız durumları anlamlandırmamız mümkün hale gelecektir.
Rakamların gizemi ve atfedilen değerin mitolojik anlatımları üzerine çalıştıktan sonra nümerolojinin ne olduğu ya da ne olmadığı hususunu da tartışarak bir altyapı oluşturduk. Bununla birlikte Avrupalı araştırmacılar tarafından kıskançlık olarak da adlandırılan ve İslam Coğrafyasında Vefk olarak bilinen matematik hesaplamalarında kullanılan yöntemin zaman içerisinde sayıların Ezoterizminde de kullanıldığından bahsettik.
Edindiğimiz tüm bu bilgilerden sonra nümerolojinin en kolay kısmı olan bir ismin rakamsal değerinin hesaplanması konusuna geçerek bir örnek üzerinden, Orhan Oğuz YILMAZ isminin nümerolojisini hesaplayarak konuyu daha anlaşılır kılmaya çalışacağız.
Geçmiş derslerimizden hatırlayacağınız üzere rakamlara iki farklı şekilde sayısal değerler verilmekteydi. Bunlardan ilki 1’den 9’a ardından 10’dan 90’a şeklinde rakamsal değerler veriliyordu. İkinci yöntemde ise Şekil 1’de görüldüğü üzere rakamlar 1’den 9’a kadar her bir hücreye yazılarak hücreler numaralandırılıyor ve ardından alfabedeki harfler sırasıyla her bir hücreye yazılıyordu.
Bir önceki bölümde Orhan Oğuz YILMAZ kişisinin isim ve soy isminden kullanarak, dokuzlu vefk yöntemi ile ismin harflerinin rakamsal karşılıklarını hesapladık. Dokuzlu Vefk karşılığına denk gelen her bir hücrenin rakam sıklığı Şekil 1’de görülmektedir.
Elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde fizik bedeninde eril ve dişil prensiplerin dengeli bir şekilde çalıştığından, bedende meydana gelen küçük hasarlara karşı mukavemetinin yüksek olduğundan bahsedebiliriz. Zihinsel beceriye işaret eden sonuç 5 rakamı kişinin hayatında yaşanan değişikliklere zihinsel olarak hızlı bir şekilde uyum sağlama yeteneğine haiz olduğu ve olaylar karşısında hızlı karar alabilme, diğerleriyle uzlaşı da zihinsel faaliyetlerini etkili kullanabilmeye işaret etmektedir. Kişinin duygusal durumlarına işaret eden 4 rakamı bu kişinin duygularını parça parça değil bir bütün olarak, organize bir halde yaşadığından ve duygusal durumlar arasında yapbozun parçalarını birleştirir gibi bağlantılar kurduğunu söyleyebiliriz. Son olarak ruhani ve sipiritüel nitelikler hakkında bilgiler veren 4 rakamı ise bu kişinin ilahi öze, ruhani tabiata, evrensel olana yakın olduğunu ya da yakınlaşma arzusunda olduğunu, bu bağlamda bir arayış, dönüşüm, değişim içinde olabileceği hususlarını söyleyebiliriz.
Kişinin kader sayısı ya da yaşamındaki keskin ve kesin döngülere işaret eden yaşam döngüsü sayısını hesaplamadan önce doğum tarihinin nümerolojisi üzerine çalışmak gerekmektedir. Ancak bu hesaplamadan sonra hayat okulunda bizleri etkileyen ve ne öğreneceğimizi hangi konuda uzman olacağımızı anlamlandırmamızı sağlayan bu rakamları doğru bir şekilde belirlememiz mümkün olacaktır.
Hayat okulunun içinde bulunduğumuz süreç içerisinde kader rakamımız daha net bir ifade ile geçmemiz gereken sınav, almamız gereken ders hakkında net bir fikre sahip olarak bu sınavın üstesinden geldikten sonra bir sonraki aşamaya geçmemiz mümkün olacaktır. Bu sınavdan başarılı bir şekilde geçemediğimiz de ise sürekli aynı dersten, sınavdan sorumlu tutulmamız gerecektir ve bu durum hayatımızda sürekli aynı şeyleri yaşıyor, bir döngünün içerisindeymişiz gibi hissetmemize sebebiyet verecektir.
Semada, kendisine tahsis edilen feleklerde yüzen gezegenler; aylar, yıllar mevsimler ya da insanın kurduğu ekonomik sistem, kısaca var olan her şey belirli bir döngü ile hareket etmektedir. Küçük kâinat olan insanın yaşantısı da belirli döngülerden ibarettir. İnsanın hayat döngüleri de 7 ve 7’nin katlarından oluşan rakamlar kullanılarak bölümlenebilir ki Osho, bir kişinin psikolojik ve duygusal olarak 7 – 14 – 21 – 28 – 35 – 42 – 49 yaşlarında 7 farklı değişime uğradığını savunur.
Bir kişinin yaşam döngüsünün süresini belirlerken doğum haritası tahlil edilerek, haritasında kişiyi daha çok etkileyen gezegenin döngüsü kabul edilebilir. Jüpiter’in 12 yıllık döngüsü ya da Satürn’ün 28 yıllık döngüsü insan yaşamının döngüsü olarak kabul edilebilir. Belki de siz hesaplamalarınız da yaklaşık olarak 18 yılda bir gerçekleşen Saros Döngüsünü[1] dikkate alırsınız.
[1] Saros döngüsü astronomide 223 sinodik aydan oluşan bir döngüdür. (Sinodik ay, ay evrelerinin kendi kendini tekrar etmesi için geçen süredir) Bu döngünün yarısına sar denilir. Saros döngüsü Milattan önce Babil Uygarlığı tarafından biliniyordu. Bir Güneş veya Ay tutulması Güneş, Dünya ve Ay'ın aynı hizaya gelmesi sonunda oluşur. Bu durum yılda birkaç defa olabilir. Her tutulma sırasında yatay düzlemde üç cisim aynı hizaya gelmiş olur. Ancak Dünya'nın Güneş çevresindeki dönüş düzlemiyle Ay'ın Dünya çevresindeki dönüş düzlemi arasında 5.145 derece kadar fark vardır. Bu sebepten tutulmaların çoğunda üç cisim düşey düzlemde aynı hizada değildir. Saros döngüsü tutulma sırasında hem yatay hem de düşey düzlemdeki konumların aynı olduğu iki tutulma arasındaki süredir. Bu süre 223 sinodik ay yani 18 yıl 11 gün ve 8 saat uzunluğundadır. Her tutulmadan bir sar (yarım saros) sonra benzer özellikte bir Güneş tutulması olur. Mesela 16 Haziran 2000 tarihindeki Ay tutulması ile 27 Haziran 2018 tarihli tutulmalar tamamen aynı karakterdedir. (Dünya'nın kendi çevresindeki dönüşü sebebiyle tutulma farklı meridyenlerde olabilir.)
Evrensel Döngüler, dünyanın içerisinde bulunduğu ve her yıla özel bir döngünün içerisinden geçtiğine işaret etmektedir. Burada hesaplanan rakam Evrensel Yıl olarak adlandırılmaktadır. Evrensel Rakam, o yıl içerisinde kâinatın insanlara mekânsal, zamansal ve düşünce tarzları ile ilgili tecellileri hakkında bilgi vermektedir. Hesaplanan bu rakam aynı zamanda Zodiak işaretleri ve kişinin doğum haritası değerlendirilerek de yorumlanabilir. Evrensel Rakam’ın etkisiyle dünyaya intikal eden ilahi tecelli belirli bir döngü ile her yıl değişmektedir.
Evrensel Rakamın hesaplanması yöntemi ise çok basittir. Mevcut yılda geçerli olan Evrensel Rakamı hesaplamak için yapmamız gereken sadece, o yılın rakamlarını toplamamızdır. Örneğin; 2022 yılının Evrensel Rakamı 6 rakamıdır. Şekil 1’de birkaç önemli Evrensel Rakamı görebilirsiniz.
Evrensel Ay Rakamını hesaplamak içinse hesapladığımız Evrensel Rakama, içinde bulunduğumuz ayın rakamını eklememiz yeterli olacaktır. Örneğin 2022 yılının Evrensel Rakamı 6 sayısıdır. Ocak 2022’nin Evrensel Ay Rakamı 7 sayısıdır. Şekil 2’de 2022 yılının her ayı için evrensel ay rakamını görebilirsiniz.
Herhangi bir günün evrensel gün rakamının ne olduğunu hesaplamak istersek hesapladığımız evrensel ay rakamını ile içinde bulunduğumuz günün rakamını toplamamız yeterli olacaktır. Örneğin 2022 yılının evrensel rakamı 6 sayısı ile ocak ayının evrensel rakamını bulmak istediğimizde 7 olduğunu buluruz. Ocak ayının 30. Gününün evrensel gün sayısını bulmak istersek 30 + 7 rakamını toplayarak 37 sayısını elde eder ve bu sayının da rakamlarını toplarsak 1 sayısına ulaşırız. 30 Ocak 2022 günü için yorum yaparken 1 / 7 / 6 rakamlarını yorumlarız. Şekil 3’te birkaç hesaplama yöntemini görebilirsiniz.
Nümeroloji ile Astroloji arasında bir korelasyon kurmak istediğimiz de öncelikli olarak Astroloji ve Nümeroloji ilimlerinin faydalandığı kadim bilgelerin aktarımları, alegoriler ve mitolojilerden faydalanıyoruz. Devamında ise edindiğimiz bilgiler doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz nümeroloji hesaplamaları sonucunda ulaşılan rakamlar üzerinde çalışacağız.
Örneğin kadim bilgelerden öğrendiğimiz üzere biliyoruz ki dört unsur ateş, hava, su ve toprak unsudur. Bu unsurlardan ateş; su ile düşman, hava ile dosttur. Benzer şekilde tabiatı ateş olan bir gezegenin tabiatı itibarıyla, tabiatı su olan bir gezegenle anlaşamadığını da söyleyebiliriz. Güneş ve Ay dikkate alınarak yorumlarsak Güneş’in tabiatı ateş ve Ay’ın tabiatının ise su olduğunu biliyoruz.
Tabiatları itibarıyla bu iki gezegen birbiriyle anlaşamamaktadır diyebiliriz. Ayrıca kadim bilgelerin aktarımları ve mitolojilerden elde edilen bilgiler de bu durumu teyit etmektedir ki önceki bölümlerde bahsettiğimiz üzere Hint Çakra inancında da bu durum karşımıza çıkmakta ve gaye iki zıt enerjinin, eril ve dişil enerjinin insan bedeninde uyumlu bir şekilde çalışmasının sağlanması olduğunu anlamaktayız.
Kadim bilgelerden elde dindiğimiz bilgiler neticesinde burçlar ve dolayısıyla gezegenlerle ilişkilendirilen günlerin, ayların, gezegenlerin ve unsurların nümerolojisini hesaplayacağız. Ardın yapmış olduğumuz hesaplamalardan elde edilen sonuçları değerlendirmek için bağımlı ve bağımsız değişkenler kullanarak model kuracağız. Tablo 1’de geçmiş derslerimizde öğrendiğimiz harflerin rakamsal karşılıklarını bulabilirsiniz.
Geçtiğimiz bölümde nümeroloji ve astroloji arasında bir korelasyon kurduğumuz model oluşturduk ve bu modelin ardından burçlar, gezegenler vb. değişkenlerle alakalı muhtelif rakamlara ulaştık. Bu bölümde bu rakamlardan faydalanarak nasıl hesaplar yapacağımız üzerinde duracağız.
Şekil 1’de geçmiş derslerimizde öğrendiğimiz harflerin rakamlar karşılıkları gösterilmektedir. Doğal olarak burada da çalışma yapılırken bu hesaplamalar kullanılacaktır.
Bir önceki dersimizde ulaştığımız Tablo 7’nin son halini uyumlu ve uyumsuz rakamları baskın ve karşıt rakamlar olarak burada yeniden organize ediyoruz. Yaptığımız sıralamada sıra veya hesaplamalar sonucunda elde edilen seri tarafından temsil edilmeyen 1’den 9’a kadar olan rakamlar Tablo 1’de karşıt rakamlar olarak kabul edilmektedir.
Benzer şekilde bir önceki dersimizde elde ettiğimiz uyumlu rakamlar serisi içerisinde ise 1 rakamından başlayarak hangi rakamın hangi seride daha sık tekrar edildiği tespit edilmiş ve ardından tümevarım yöntemi kullanılarak seri kendi içerisinde değerlendirilerek elde edilen rakamdan daha sık tekrarı olan rakamlar da baskın rakamlar arasına eklenerek Tablo 2’de gösterilmiştir.....
Nümeroloji ilimi sorgulayarak başladığımız bu eğitimin devam eden sürecinde nümeroloji ve astroloji arasında da bir korelasyon kurduk. Tüm öğrendiklerimizi kullanarak önemli gördüğüm birkaç hususa da devam eden derslerde değinmenin faydalı olacağını düşünüyorum.
Herkes yaşadığı hayatını kimi zaman anlamlandıramaz, bir dersten sınava girecektir ve bu sınavdan başarılı olması gerekmektedir ancak bir türlü başarılı olamaz ki dersi bilmediğinden sınava hazırlanamaz. Kimi zaman tesadüfen kimi zamansa dışsal etkenlerle bu sınavdan başarılı olur ancak ardından diğer sınav başlar ki aynı çaresizliği kendi içerisinde tekrar yaşar durur.
Esasında bu yaşam dersleri de bir dönemde tek bir dersle sınırlı değildir. Nümeroloji alanında bir kişinin eş zamanlı olarak birden fazla sınavla hemhal olduğu bilinmektedir. Bu dersler hakkında bilgi sahibi olmak içinse daha çok kader rakamı ve yaşam döngüsü rakamları nümeroloji iliminde kullanılmaktadır. Özellikle kader numarasının anlaşılması ve okunması bu dersler hakkında bize yol haritasını çizmektedir. İşte belirsiz olan bu dersleri belirlemede kader rakamından nasıl faydalanacağımızı bu bölümde tahlil edeceğiz.
Kader rakamını hiyerarşinin en üstüne koyarsak, bunun dışında faydalanmamız gereken kader rakamının altında genel yer alan “yaşam döngüleri, zirve döngüleri, kişisel yıl, ay ve gün” rakamları kişinin sınavları hakkında bize bilgi verecektir.
Bazı sayılar vardır ki 1’den 9’a kadar olan rakamlarla aralarında güçlü bir bağ, etkileşim, frekans ya da yansıtma özelliğine haizdir. İlk 9 rakamla aralarında güçlü bir etkileşim, iletişim ve rezonans olan bu rakamlar Kader Rakamının yorumlanmasında ayrıca etkilidir. Örneğin bir kişinin kader rakamı 22 / 4 ise burada hem 2 rakamının hem de 4 rakamının tesirleri kişide etkili olabilir.
Genel olarak 11, 22, 33, 44, 55 veya 66 vb. rakamları kader rakamını hesaplarken bir veya birkaç öndeki rakam olarak hesaplamalarda gördüğümüzde bu kişinin ruhsal tekamülünün önceki yaşamlardan, atalardan gelen aktarımlardan daha çok etkilendiğini ve bu rakamlardan herhangi biriyle karşılaşılmayan kişiden farklı olarak rakamların enerjisinden ekstra etkilendiğini söyleyebiliriz.
Bu kabulle 9 farklı sayının özelliklerinden bahsetmeyi gerekli gördüm. İlk olarak 10 rakamından başlarsak her ne kadar 10 sayısının rakamlarını toplamı nümerolojide 1 rakamına tekabül etse de esasında Pisagorcu Felsefede kendinden var olan ve hiçlik mertebesini temsil eden iki rakamdan teşekkül etmesi nedeniyle mükemmel sayı olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla kader rakamı hesaplamalarında bir önceki yani 1 rakamına ulaşmadan önceki rakam 10 olarak hesaplanırsa ayrıca bu durum değerlendirilmelidir.
Bir sonraki sayı 11 sayısı da esasında ilk ikilik olan 2 rakamına bizi ulaştırsa da 1 rakamının baskın bir şekilde bu sayı tarafından temsil ediliyor olması üst akıl, bilinç ve farkındalık özellikleri hususunda kişiye enerji tesirleri olduğuna işaret etmektedir. Ateş unsurunu temsil eden bu rakam kişinin hayata aşırı derecede aktif bir yaklaşım sergilediğine ya da sergilemesi gerektiğine işaret eder. Benzer şekilde 22 sayısı da 4 rakamına işaret etse de 2 rakamının yüksek enerjisini taşıması kişinin dominant bir şekilde 2 rakamının etkisinde olduğuna da işaret eder. Su unsuruna haiz olan 22 rakamı aşırı derecede kırılgan bir tabiata işaret eder.
Reenkarnasyona inanıyor olabilirsiniz ya da atalardan gelen metafizik ya da fiziksel aktarımlara. Hangi pencereden bakarsanız bakın isterseniz bilimsel olarak izahı mümkün olmayan reenkarnasyon ya da atalardan gelen aktarımlara veya bilimsel olarak izahı mümkün olan gen aktarımlarına; karmik borç ya da atalardan gelen aktarımlar içine doğduğunuz hayatın zorluklarına ve yaşamda sizi geri çeken durumlara işaret eder.
Bu zorlukların nedeni reenkarnasyona veya atalardan gelen metafiziksel, psikolojik aktarımlara ya da gen aktarıma her neye inanırsanız inanır gücün, konumun, paranın, imkanların, aşkın ve sevgin kötüye kullanımından kaynaklandığını söyleyebiliriz.
Herhangi bir karmik borcunuz olmasaydı, yaşantınızda sizi derinden etkileyen muhtelif enerjilerden uzak huzurlu bir yaşam yaşayabilirdiniz ancak karmik borcunuz olduğu takdirde birçok negatif enerji ve dolayısıyla durumla karşılaşarak bu borcu ödemeniz için bir nevi iteklenecek, savrulacaksınız. Esasında karmik borç aleni bir şekilde kişiye kendini belli etmektedir ancak kişiler görmezden gelerek ya da kaderin bir cilvesi, kurban, mağduriyet edebiyatına sarılarak bunu kabullenirler. Ancak yapılması gereken sonuçları değil, sonucun içinde gizli nedeni belirlemek ve nedeni ödenmesi gereken bir borç olarak görüp fizik dünyada negatiflikleri, pozitivize etmeye uğraşmaktır.
Birkaç örnek üzerinden konuyu anlaşılır kılmak için geçmiş derslerimizde öğrendiğimiz bilgilerden faydalanarak çalışabiliriz.
Ruhun arzusu ya da isteği kişinin derinlerinde yatan, keşfedilmeyi bekleyen hislerdir. Genellikle insanlar dış etkenlerle, etkilerle o kadar meşguldür ki kendini daha doğrusu iç sesini dinlemez. Her ne kadar iç sesini dinlemese de yaşantısında gerçekleşen olaylar, bir şekilde fiziksel varlığı metafizik varlığın arzularını gerçekleştirme yolunda yönlendirir. Yaşam sadece nümeroloji ile anlaşılamaz tabi ki yaşamı da okumak ve fiziksel varlığımızın hayalden, rüyadan ibaret olan bu yaşamda hayalden bir ben olduğunu idrak edebilmek gerekir.
Yaşadığımız, içine doğduğumuz bu hayatta fiziksel bedenin dışarıyla olan ilişkisinden ziyade metafizik beden görünüşe, şekle, yaşanılanlara ya da akışa değil; bunların içinde saklı, sır olan neden ve sonuç yasasına odaklanır ve dünya okulunda arzularını, isteklerini gerçekleştirerek tekamülünü tamamlamak ister. Her bir varlığın parmak izi gibi, metafizik bedenleri de bir diğerinden farklıdır. Bu nedenle her bir süptil varlığın tekamülünü arttırıcı istekleri de farklılık göstermektedir. Ne yazık ki süptil varlık, dileğini gerçekleştirmek için fiziksel varlığa ihtiyaç duymaktadır. Ancak az önce de ifade ettiğimiz gibi fiziksel varlık dünya meşguliyetleriyle o kadar hemhal ve hemderttir ki iç sesine kulak verecek ve yaşamın, hayatın mesajlarını okumak için fırsatı ya da farkındalığı yoktur.
Geçmişte yazarken sesli harfler kullanılmamaktaydı. Çok uzağa gitmeye gerek yok Latin Alfabesinden önce kullandığımız Osmanlı Alfabesinde de sesli harfler kullanılmaz. Örneğin kel yazarken aradaki e harfi kullanılmaz ve “ﮒ ve ﻝ” harfleri kullanılır, üstün ismi verilen bir noktalama işaretiyle “kel” olarak okunacağını anlarsınız. Bir diğer durumda Betül ismini yazdığımızda sadece “B, T, l” harfleri karşılığı olan “ﺏ, ﺕ, ﻝ“ harfleri kullanılır.
ve bu rakam bize içsel varlıkla alakalı bilgiler verdiğinden bahsettik. Kişinin kişisel rakamı ise bireyin dış çevreyle daha net bir ifade ile fizik dünya ile olan ilişkisinin okunmasında faydalanır. Bununla birlikte kişisel sizinle iletişim kurarken kişisel rakamanızın enerjisinin sizdeki yansımalarını okurlar aynı zamanda. Kimi zaman iletişime geçtiğiniz fiziksel varlıklarla aranızda enerji uyumsuzluğunun nedenlerinden biri de kişisel rakamlarınızın uyumsuzluğu olabilir.
Kişisel rakamınızı hesaplarken ise bölüm başında bahsettiğimizden anlayacağınız üzere isminizi oluşturan sesli harflerin etkileri atıl bırakılarak sadece sessiz harflerin nümerolojisinden faydalanacağız.
Geçmiş bölümlerde öğrendiğimiz kişisel bilgiler; kader rakamı, zirve döngüler, vefk, şanslı rakamlar, ruhun arzusu rakamı, kişisel rakam ve öğrendiğimiz kadim bilgilerden faydalanarak yorum ve tahliller yapmamız mümkündür.
Mevlevilerin herkes tarafından bilinen enstrümanıdır “Ney”; herkes tarafından bilinir ancak Ney’in, Ney olmadan evvel başından geçenlerden bihaberdir aynı zamanda. Sıradan bir kamış sanılır belki de Ney, ancak bulmak kolay değildir Ney kamışını. Aslında onun kendine has bir adı vardır ki gerçek ismi Kargu’dur. Rengi sarı, mukavemeti güçlü ve lifleri sıkı olmalı aynı zamanda heybesinde dokuz boğum bulundurmalı ki bu dokuz boğumun aralıkları mümkün olduğunca birbirine sık olmalı, sıkı sıkıya birbirine sarılmalı.
Erken kesilmemeli Kargu, geç de kesilmemeli ham iken has hale geleceği uygun zaman beklenmeli. Kargu kesildikten sonra da Ney olamamıştır hala, beklemesi daha da has hale gelmesi gerekir Ney olabilmesi için. Kimi zaman bir yılı bulur bu bekleyiş ve uzunca bekleyişin ardından mahir eller tarafından karar sesine uygun ölçü ayarı yapılmalı. Öyle ki karar sesi “Re” olacak ise bu Kargu’nun yarım ses fazla kesilmesi gerekir ve böylece her Kargu, bir Ney olmadan evvel karakterine göre şekil alır.
Bu bölüme kadar 7 farklı rakam hesaplayarak bu rakamları kendi içerisinde değerlendirdik. Söz konusu bir kişi hakkında yorum yapmak istediğimizde göz önünde bulundurulması ve tahlillere başlamadan önce öğrendiğimiz bu rakamların tamamı dikkate alınarak çalışılması gerekmektedir.
Bu 7 önemli rakam bizlere esasında kişi hakkında kısa bir özet vermektedir. Bu mühim rakamları tek bir tabloda özet olarak görmek ve bizlere hangi hususlarda bilgi verdiğini hatırlamak istersek Tablo 1 bizlere yol gösterecektir. Her ne kadar doğum rakamından geçtiğimiz derslerde bahsetmemiş olsak da esasında bu rakamın nasıl hesaplanacağını kader rakamı hesaplanırken öğrenmiş olduk. Burada kader rakamını kök rakamına indirerek değerlendirdiğimizde doğum rakamını tahlil etmiş oluyoruz ve doğuştan gelen yeteneklerin ne olduğu hususunda bilgi alabiliyoruz. Kader, ruhsal, kişisel, kemal ve karmik borç rakamlarının yorumundan geçtiğimiz derslerde bahsetmiştik ve Tablo 1’de özet olarak bu rakamlardan hangi hususlarda bilgi alınacağı gösterilmektedir.
***
Eğitimin İlk Yayınlanma Tarihi: Şubat 2022
Eğitimin İlk Güncelleme Tarihi: Haziran 2022
****
Eşyanın kabuğunun değil, kabuğun altında gizlenen sırrın arayışında olanlar hepinize selam olsun…
Hali hazırda Udemy’de bulunan dört eğitimim mevcut ki bu eğitimleri alan arkadaşlar dışında sadece nümeroloji eğitimine katılanların bilgilendirme amaçlı, Udemy’de Yeni Başlayanlar İçin Astroloji Eğitimleri ismiyle gezegenler, Ay’ın menzilleri ve son olarak gezegenler ve Ay’ın menzilleri eğitiminin yorumunu da içinde barındıran burçlar ve haneler eğitimi mevcuttur.
Bu eğitimde ise çağımızda, yok olmaya yüz tutmuş sezgilerini, bilgi ile gaflet uykusundan uyandırarak asıl cevhere ulaşmanın izlerini arayan yolculara bir nebze yardımcı olmaya çalışacağız.
Bu gayeyle ilk bölümünde 1’den 9’a kadar olan rakamların, batıni, ezoterik ve okültist özelliklerini, gizemini çalışarak nümeroloji ilminin altyapısını oluşturacağız. Bir rakamının, bir olması nedeniyle bünyesinde kendisinden başka hiç bir şeyi neden barındırmadığından başlayacak ve eğitimin ikinci bölümünde ise nümeroloji nedir sorusunu soracağız. Belki de nümerolojinin ne olmadığını hususuna konuşacağız ki Fenikeli tacirlerden, Yunanlılar'ın öğrendiğizi ve ardından Pisagorcular tarafından sır ilimler olarak paylaşıldığı mı doğrudur yoksa esasında Fenikeli tacirlerin öğrettiği zaten sır ilimler midir sorusunu soracağız. Ne olmadığı konusunu tartıştıktan sonra ise nümeroloji ilminde hesaplamaların nasıl yapıldığını öğreneceğiz. Örneğin 9 lu vefk kullanımının asıl amacı neydi bunu da eğitim sonunda öğrenmiş olacağız. Rakamların enerjisi ve yaşantımıza etkisinden bahsederek eğitimin son kısmında ise nümerolojinin ve astroloji arasında bir korelasyon kurduktan sonra orta ve ileri seviyede nümeroloji hesaplamaları üzerine de konuşacağız.
Eğitim bittiğinde inanıyorum ki zıtlıkların içindeki birliği ve şeylerin ardındaki tekliği anlamaya başlayacağız. Bununla birlikte kader sayısının nasıl hesaplandığı, içinde bulunduğumuz yılın rakamının ne olduğu, gezegenlerin hangi rakamlarla ilişkili olduğu, doğum yılımızın rakamının ne olduğu ve günlük hayatta karşımıza çıkan, bizlere bir şeyler anlatmaya çalışan rakamların dilini öğrenmiş olacağız.
Bilgiyle uyuyan, uyanık dostlarım hepinize başarılar dilerim…
Eğitime katıldığınız için hepinize teşekkür eder, başarılar dilerim.