
Yapacak bir sürü işi varken otomatik izle modunda Youtube videoları izleyenler,
Bitirilmesi gereken bir projeyle ilgilenmek yerine Vikipedi’nin tavşan deliklerinde kaybolmaktan kendini alamayanlar
Sınava çalışmak yerine pencereden dışarı bakma durağında saatler harcayanlar
Şuraları bir organize edeyim de ondan sonra işe bakarım diyenler
En son 10 dakika önce baktığı buzdolabına acaba yeni bir güncelleme gelmiş mi diye tekrar tekrar bakanlar
BAŞLIYORUZ!
Evet, bu dersin adı gerçekten de “Ertelemek iyi hissettirir”
Aslına bakarsak kabaca düşündüğümüzde savsaklamanın daha iyi hissettirmesi gerekir. Peki gerçekten öyle mi? Gerçekten ertelemek daha iyi hissettirir mi?
Kalkıp evi temizlemek mi daha yorucudur yoksa günlerce kafamızda evi temizlemeliyim fikri ile yaşamak mı?
Kalkıp evi temizleyen, köşe bucak süpüren, havalandıran mı daha dinç hisseder yoksa temizlenmesi gerektiği halde günlerce ertelenen bir evde kısır bir sürüncemede yaşayan kişi mi?
Ertelemenin en sık rastlanan mantığa bürüme yöntemlerinden biri de budur : Ben stres altında daha iyi çalışırım, baskı altında daha verimli olurum.
Böyle söyleyip, kronik savsaklığımız için kendimizi rahatlatma adına bir açıklama üretmiş oluyoruz.
Peki, gerçekten öyle mi? Gerçekten stres altında daha verimli mi oluruz?
Sıklıkla şöyle söylediğimiz olur : Ben herşeyi savsaklamıyorum ki!
Peki gerçekten öyle mi?
Bu derste bu soruya yanıt ararken ilk egzersizimize de başlıyoruz.
Erteleyen insanlar, can sıkıcı bir işi yapmanın tatsızlığından kaçıp hazza koşarak kendilerini sık sık günlük olarak zor durumlara soksalar da bunun rahat ve kaygısız, sağlıklı bir yaşam biçimi olduğunu iddia edebiliyorlar.
Gerçekten öyle mi?
Ertelemek işleri yapmamak demek değildir. Yapılması gereken işleri yapmamak demektir.
Gerçekte yapılması gereken ama yapmaktan kaçındığımız işle ilgilenmemek için birçok zaman kendimize başka meşguliyetler yaratırız. Yetiştirilmesi gereken bir proje ile ilgilenmek yerine evi temizlemeye başlarız. Bazı erteleme şekilleri için gerçekten kendimizi işe güce boğarız.
Sizce ertelemek, idrak edememekten mi doğar?
İnsanlar, sonuçları ve gereklilikleri idrak edemedikleri için mi işlerini erteliyorlar. Hayır. Ertelemek, idrak edememekten doğmaz ve bizim de gerçekten ertelemenin biyolojisini anlamamız gerekiyor.
Bu derste ertelemenin arkasında yatan biyolojimizden bahsedeceğiz.
İtici görevler hepimizin sonraya bırakmak isteyeceği türden şeylerdir; bize kendimizi kötü hissettirirler ve bu görevleri yerine getirmek istemeyiz. Kim itici bulduğu bir görevi yerine getirmeyi gerçekten ister ki? İşte Kronik savsaklar bu olumsuz ruh halinden veya duygulardan hemen, bir an önce kurtulmak isterler. Eğer kronik bir biçimde ertelediğinizi keşfettiyseniz, yapmanız gerekenleri bir başka zamana erteleyerek pekala olumsuz hislerden kaçıyor olabileceğinizi de keşfetmişsinizdir.
Psikoloji tarihinin en ses getiren çalışmaları arasında yer alan bir deneyden bahsetmek istiyorum size.
İlk kez 1970 yılında Colombia Üniversitesi’nde Walter Mischel tarafından uygulanan ve o günden bu yana geçen 50 yılda onlarca kez tekrarlanan bir deney… Marschmallow Deneyi…
Yapılan son araştırmalar, düşük duygusal zeka düzeyi ile erteleme davranışının sıklığı arasında anlamlı bir ilişki olduğunu gösteriyor. Fakat bir de iyi haber var: Duygusal zekamızı geliştirmek mümkün.
Yani özetle sözkonusu olan ertelemek olduğunda konu esas olarak duygu ile ilgildir. Ve aynı zamanda şunu altını çize çize eklemek isterim : Erteleme alışkanlığı üzerine çalışmak ile duygusal zekayı geliştirmek üzerine çalışmak birbirini besleyen şeylerdir.
Bir şey sadece zor diye vazgeçtiğimizde, ya da birşeyi sadece kolay olduğu için seçtiğimizde kapasitelerimize ve hedeflerimize karşı haksızlık yapmış olmaz mıyız?
Yani seçimlerimizi ne kadar bir bedel ödememek üzerine yapsak da yine de bedeller öderiz. Kolayı ve zevkli olanı seçenin de ödediği bir bedel var. Önemli olan ödeyeceğimiz bedeli özgürce seçebilmekte.
Ertelemek sadece iş ve eğitim hayatımızı değil, sevdiğimiz insanlarla olan ilişkilerimizi de olumsuz etkiler.
Bu sebeple hayat ertelenmeye gelmez. Yas süreci ve pişmanlıklar üzerine yapılan araştırmalarla bu konuya değiniyoruz.
Hepimizin bir kişiliği var ve kişiliklerimizin büyük bir kısmını da yaşamımıza yerleşmiş alışkanlıklarımız belirler.
Yani tanımı itibariyle kişilik, bizde istikrarlı bir şekilde sergilenen özelliklerdir.
O halde onları değiştiremez miyiz? Kişilik özelliklerimizi kabul etmemiz mi gerekir?
İlk değişim stratejimizde ertelemelerimiz ve savsaklamalarımız arasındaki farkı ayırt etmeye odaklanıyoruz.
Bazen önümüzde duran büyük bir iş nasıl ve nereden başlayacağımızı bilmediğimiz için ya da işin büyüklüğü inancımızı kırdığı için bizde yılgınlık yaratabilir. Bu da bizi erteleme davranışına eğilimli hale getirir. Ama bu zorluğu projeyi iş adımlarına ya da basamaklara ayırarak çözebiliriz.
Esasında sadece gözümüzde büyüyen işler bizde erteleme eğilimi yaratmıyor. Kimi kişiler ve durumlarda bir iş çok küçük bir iş olarak değerlendirildiği için de erteleme eğilimine sebep olabiliyor. “Bu çok küçük bir iş, boşver şimdi daha sonra yapılır.” diyoruz. Ve bu, erteleme alışkanlığını yenebilmek için aşılması gereken kritik bir zorluk.
Hayatıma dahil ettiğim andan itibaren benim için büyük bir değişiklik yaratmış bir stratejim var :
BOŞ KALMA!
"Yarın, yarın, ardından yarın, ardından yine yarın. Günden güne böyle sinsice sokulur işte, gelir vakti zaman. Eridi gitti cılız mum. Hayat dediğin nedir ki: oynayan bir gölge, sahnede çırpınıp zamanını dolduran zavallı bir oyuncu. Oyun bitince duyulmaz artık sesi. Bir aptalın anlattığı gürültülü patırtılı bir masal.”
Shakespeare, Macbeth
Şu 20. Dersin videosunu çekmem lazım ama Şuraları bir organize edeyim de ondan sonra işe bakarım. Şimdi de şöyle güzel bir kahve koyayım kendime ondan sonra başlarım. Saat de geç olmuş biraz. Karnım acıkmaya başladı. Yemek yapmaya başlasam iyi olacak.
Tanıdık geldi mi? Esasına bakarsanız birkaç saattir yapmam gereken işe başlayamadığım gibi zihne göre yine de birkaç saattir bu video çekme işiyle meşgul oluyorum ve hatta biraz yorulmuş bile olabilirim.
Evet başlamak gerçekten de çok önemli ama Savsaklama alışkanlığı, yalnızca bir türlü işe koyulamamakla sınırlı bir sorun da değil. Belli bir hedefe yönelik sarf ettiğimiz çabanın pek çok aşamasında, önümüze çeşit çeşit sorunlar, lüzumsuz ertelemeler çıkabilir. Dolayısıyla hedefe bağlılık tek başına bir işe yaramıyor. Aksilikler ve hayal kırıklıkları, bunların neticesinde ruh halimizde ortaya çıkabilecek muhtemel değişimler, dikkatimizi dağıtacak şeyler ya da önümüze çıkacak engellerle baş edebilmek için hazırlıklı olmamız da gerekiyor.
Şimdi yapılması gereken şey, içinde bulunduğumuz duygusal durumun geçici olduğunu hatırlamak. Ona çok takılmayın, şimdi var ama az sonra olmayacak. Kendinizi bu geçici ve gerçekdışı algıya terketmeyin. Onun geçmişinizi, şu anınızı ve geleceğinizi belirlemesine izin vermeyin.
Sadece motivasyon hareketi doğurmaz; hareket de motivasyonu doğurur. Yeter ki harekete geçelim.
Yarın değil, bugün
Sonra değil, şimdi
Bir ara değil, hemen
Duygusal zeka konusunda çalışan araştırmacıların vurguladığı en önemli konulardan biri geleceği doğru bir şekilde hayalimizde canlandırmaktır.
Mozart ya da Leonardo Da Vinci gibi dâhiler bile işlerini erteleyerek son dakikaya bırakırlardı. Belki, siz de onlar gibi daha çok mükemmelcilik nedeniyle işlerinizi erteliyor olabilirsiniz ama acaba mükemmel olsun kaygısıyla yaptığımız fakat bu amaca hiç de hizmet etmeyen erteleme eğiliminin ardında hangi gerçekler bulunuyor?
İş listemizde yapılacak işlere göz gezdirirken genellikle seçimi ya hoşumuza gidenden ya da kolay olandan yana kullanırız. Ama Andre Gide’nin dediği gibi, “sizi zorlamayan şey, sizi büyütmez.”
İrade ya da özdisiplin, bir hak ya da durum değil; bir ödüldür.
Özgür olmayı hak etmeyen hiç kimse özgür olamayacaktır.
İşlerinizi daima eğlenceli hale getirmeye çalışın çünkü belli bir ölçüde eğlenceli hale getirilememiş hiçbir iş başarılamaz.
Erteleme alışkanlığımızı yenmek için gerekli olan herşey, ve onların süreklilik içinde ve etkinlikle devam ettirilebilmesi, bütün bunlar için en faydalı şeylerden biri olumlu duygulardır. Bu olumlu duygular arasında kendimize vereceğimiz küçük ödüllerin değerinden bahsedeceğiz.
“Ne sebeple olursa olsun, hatalarınızın üzerine kara kara düşünmeyin. Temizlenmenin yolu, çamurda yuvarlanmak değildir.”
Aldous Huxley
Yapacak bir sürü işi varken otomatik izle modunda Youtube videoları izleyenler...
Bitirilmesi gereken bir projeyle ilgilenmek yerine Vikipedi’nin tavşan deliklerinde kaybolmaktan kendini alamayanlar...
Sınava çalışmak yerine pencereden dışarı bakma durağında saatler harcayanlar...
Şuraları bir organize edeyim de ondan sonra işe bakarım diyenler...
En son 10 dakika önce baktığı buzdolabına acaba yeni bir güncelleme gelmiş mi diye tekrar tekrar bakanlar...
BAŞLIYORUZ!
Bu atölyede önce kendi kendimizi sabote etmemize yol açan erteleme alışkanlığına neden olan bilişsel çarpıtmalarımızı tanıyacağız.
Ertelemek gerçekten iyi hissettirir mi?
Çalışmak mı yorucudur yoksa ertelemek mi?
Gerçekten stres altında daha iyi mi çalışıyorsunuz?
Bir ertelemeci değilsiniz ve gerçekten sadece bazı şeyleri mi savsaklıyorsunuz?
Ertelemenin sağlığınıza iyi geldiğinden emin misiniz?
İkinci bölümde klinik araştırmalar doğrultusunda malum alışkanlık hakkındaki gerçekleri konuşacağız.
Sadece tembeller mi erteler?
Erteleme alışkanlığı olanlar, bunu idrak problemine sahip olduklarından mı yapıyorlar?
Erteleyerek kaçmak istediğimiz gerçek şey nedir?
Ertelemek gerçekten bir zaman yönetimi sorunu mu? Eğer öyleyse aldığımız zaman yönetimi eğitimleri neden bir işe yaramıyor?
Ertelemek ile Duygusal Zeka arasında bir bağlantı mı var?
Erteleme eğilimi bize neler kaybettiriyor?
İnsan yaptıklarından dolayı mı yoksa daha çok yapmadıklarından dolayı mı pişmanlık duyar?
Ertelemek bir kişilik özelliği değil mi?
...ve son bölümde de her biri ajandanızın, panonuzun ya da not defterinizin bir parçası olması ve daima gözünün önünde olması gereken altın değişim stratejilerinden bahsedeceğiz.